15 Haziran 2013 Cumartesi

Troy Duffy- The Boondock Saints

Eğer filmlerin izleyicisine bir fikri kabullendirmek zorunda olduğunu düşünmüyorsanız, eğer film izlerken eğlenmek istiyorsanız ve eğer Snatch, Reservior Dogs gibi filmlerden zevk alıyorsanız size bu filmi gönül rahatlığıyla önerebilirim. Bu film, "iyilerin dostu olma derdinde olmayan ama kotulerin dusmani olan iki kardesin hikayesi".(2) Kardeşlerin birinin elinde Veritas (Latince hakikat), diğerinde ise Aequitas (Latince eşitlik bazılarınca adalet) yazar.(3)

En iyi sahnelerinden:




Fakat filmin en vurucu sahnesi en sondaydı:

Connor: Now you will receive us.
Murphy: We do not ask for your poor or your hungry.
Connor: We do not want your tired and sick.
Murphy: It is your corrupt we claim.
Connor: It is your evil that will be sought by us.
Murphy: With every breath, we shall hunt them down.
Connor: Each day, we will spill their blood till it rains down from the skies.
Murphy: Do not kill. Do not rape. Do not steal. These are principles which every man of every faith can embrace.
Connor: These are not polite suggestions. These are codes of behavior, and those of you that ignore them will pay the dearest cost.
Murphy: There are varying degrees of evil. We urge you lesser forms of filth not to push the bounds and cross over into true corruption, into our domain.
Connor: For if you do, one day you will look behind you and you will see we three. And on that day, you will reap it.
Murphy: And we will send you to whatever god you wish.
[Murphy and Conner join II Duce behind Yakavetta]
Connor, Murphy, Il Duce: And shepherds we shall be, for Thee, my Lord, for Thee. Power hath descended forth from Thy hand.
Yakavetta: Vaffanculo!
["Fuck you"]
Connor, Murphy, Il Duce: That our feet may swiftly carry out Thy command. So we shall flow a river forth to Thee, and teeming with souls shall it ever be.
Il Duce: In nomine Patri.
Connor: Et Filii.
Murphy: Spiritus Sancti. (4)
Filmle ilgili birkaç tırı vırı:
-Yönetmen Duffy, arkadaşı David Della Rocco için Rocco nam-ı diğer Funny Man karakterini yazmış.
-İkizlerin annesi senaryoda varmış fakat filmde sahneler silinmiş.
-Film 32 günde çekilmiş.
-Filmin açılış sahnesinde duadan sonra Peder Macklepenny'in vaazında bahsettiği Kitty Genovese'nin hüzünlü öyküsü gerçekmiş: Catherina Genovese, 1964'de Quenns'de 38 kişinin gözleri önünde tecavüz edilmiş ve kimse polis çağırmamış, güpegündüz izlemekle yetinmişler. (5) (6)

(1) resim: http://xperiencedgaming.files.wordpress.com/2012/03/the-boondock-saints-original.jpg
(2) https://eksisozluk.com/entry/699031
(3) http://en.wikipedia.org/wiki/The_Boondock_Saints#Cast
(4) http://www.imdb.com/title/tt0144117/quotes?item=qt0373583
(5) http://www.imdb.com/title/tt0144117/trivia?item=tr0792493
(6) http://en.wikipedia.org/wiki/Murder_of_Kitty_Genovese

Not : in nomine patris, et filii, et spiritus sancti : in the name of the father, the son, and the holy spirit

12 Haziran 2013 Çarşamba

Puşkin- Boris Godunov

Son sayfasına gelindiğinde eser, içine biraz Romeo ve Juliet kaçmış halli Shakespeare'in eserlerinden Julius Ceaser'ın çakması -kesinlikle aynı düzeyde değil- olduğunu düşündürüyor. Gerçekten de Puşkin, Shakespeare'nin tarihi oyunlarından etkilenerek bu oyunu yazmış.(2) Ve yazmayı bitirdiğinde bir arkadaşına gönderdiği mektupta, eserini bitirdiğini, tekrar tekrar okuduğunu ve ellerini çırparak "What a Pushkin, what a son of a bitch!" dediğini yazar.(3)

Oyun, gayet yalın ve gerçekçi bir dille şiir halinde yazılmış. 1598-1605 yılları arasında Rusya'yı yöneten Boris Godunov'un trajedi ve dram dolu hayatı biraz çarptırılarak anlatılıyor. Ancak Puşkin'in çok başarılı bir iş ortaya koyduğunu savunamayız. 

Çar İvan'ın oğlu Fyodor'un ölümünün ardından Boris yeni çar olur. İspatlanamamasına rağmen halktaki yaygın kanaate göre, Boris tahta çıkabilmek için Çar İvan'ın on yaşındaki oğlu Dimitri'yi öldürtmüştür. Bir papaz çömezi olan Grigori Otrepyev, keşişlikten sıkılarak kaçar ve kendisinin Dimitri olduğunu iddia eder. Düzmece Dimitri, Leh ve Kazaklardan oluşan bir ordu oluşturur fakat savaş meydanından Boris zaferle ayrılır. Ancak Boris sarayda aniden ölür, ölmeden velaketi oğlu Fyodor Godunov'a bırakır. Fakat Düzmece Dimitri, kılıçla alamadığı şehre Boris'in baskıcı yönetiminden bunalan halkın isteğiyle Çar olarak girer.

Biz eserde, halkın yöneticilerin yaptıkları onca kötü şeylerden sonra başında artık bir çarın olmamasından dolayı sevinmesini beklenirken o hala ısrarla yönetilmeyi talep etmektedir; halkın cahilliği gözümüze sokulmaktadır. Örneğin Boris'in taçı reddetmesi karşısında dertlenen bir vatandaş:
"İKİNCİ ADAM
Tanrım! Ya bizi kim idare edecek o zaman?
Vay başımıza gelen!"

Ve aynı halk, sürü psikolojisiyle hareket eder, düşünmez çünkü düşünmeyi kendine vazife olarak görmez ve bu yüzden de davranışlarında taklidin ötesine gidemez:
"ÜÇÜNCÜ ADAM
Dinleyin! Bu gürültü ne?
Halk bağırıp çağırıyor.
Diz çöküp dalgalar gibi yerlere kapanıyorlar.
İşte bir sıra, işte bir sıra daha... Haydi kardeş,
Sıra bize geldi bile, çabuk diz çök!
HALK
Acı bize babamız! Başımıza geç!
Babamız ol, Çar'ımız ol!
BİRİNCİ ADAM
(Alçak sesle) Niye ağlıyoruz?
İKİNCİ ADAM
Nereden bilelim? Orasını boyarlar bilir,
Bizim işimiz değil bu..."

Her yönetici gibi Boris de kendini kendinden önce tahtta oturanlarla kıyaslar ve halkının kendisine yeterince saygı ve sevgiyi göstermediğinden dertlenir:
"BORİS
Halkı bolluk, bereket ve şan içinde yaşatmakla
Cömertliğimle sevgisini kazanırım sanmıştım.
Ama bütün emeklerim boşaymış:
Halk yaşayan hükümdarı değil,
Sadece ölü olanını severmiş.
Biz kafasızlarsa onların alkışları ya da
Çoşkulu feryatlarıyla kendimizden geçeriz bir de."

Ve Puşkin, bir de saraydakiler/yöneticiler gözünden halkı değerlendirir:
"ŞUYSKİ [bir asilzade]
Kudretinizin büyüklüğünden
Hiç kuşkum yok Çar'ım.
Merhamet, gayret ve cömertliğinizle
Kullarınızın kalplerinde yer edindiniz.
Ama şuursuz kalabalığın aynı zamanda
Dönek olduğunu da unutmamak gerek:
İsyankardır, boş inançların ardından gider,
Boş umutlara kolayca kanar,
Her telkine uysalca itaat eder.
Gerçekler karşısında sağır, kayıtsızdır.
Ruhu masallarla beslenir.
Utanmazlığa, pervasızlığa da bayılır."

Tabiki eğer Puşkin yazıyorsa, ya da benim şimdiye kadar okuduğum Rus yazarlardan yine birisi yazıyorsa, yine Almanlara ve Fransızlara giydirecektir. Bu eserde de, Boris'in komutanlarından Fransızca konuşan Yüzbaşı Margeret ve Almanca konuşan Walter Rosen, savaş alanında Ruslara hakaret etmekte, fakat sonrasında Rus olan General Basmarov'un arkasından hücuma kalkabilmektedirler.

Fakat tüm bu meydana gelen olaylarla okuyucuda bir yargı oluşturan Puşkin, oyununun sonunda beklenmedik bir bitiş yapar:
"MOSALSKİ [bir asil]
Ey Moskova halkı! Mariya Godunova [Boris'in kızı] ile
Oğlu Fyodor [Boris'in oğlu] kendilerini zehirlediler.
Ölüleribi gözlerimizle gördük.
(Halk dehşetle susar.)
Ne susuyorsunuz?
Haydi bağırın:
Yaşasın Çar Dimitri İvanoviç!
(Halk susmaya devam eder.)"


Hirodes: Beytlehem'deki iki yaşındaki küçük tüm çocukları öldürten Yahudiye kralı

"Ah! Bu dünya dertleri arasında hiç,
Ama hiçbir şey avutamaz bizi.
Belki bir tek vicdan...
Eğer tertemizse vicdan,
Kötülüğü, iftirayı rahatça ezer.
Fakat ufak da olsa bir leke varsa vicdanda,
İşte o zaman felaket!
Ruh tutuşur, yürek zehirle şişer,
Sitemler çekiç darbesi gibi iner kulaklara,
Mide bulanır, baş döner,
Ve gelir gözlerin önüne kan içindeki çocuklar...
Ne iyi olurdu kaçmak ama yer mi var kaçacak?
Korkunç!
Ah perişandır hali, vicdanı temiz olmayanın."

Puşkin, Aleksandr Sergeyeviç, Boris Godunov, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2012, Çev. Özcan Özer

(1) resim: http://en.wikipedia.org/wiki/File:Borisgodunov.jpg
(2) http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=604685
(3) http://en.wikipedia.org/wiki/What_a_Pushkin,_what_a_son_of_a_bitch!

10 Haziran 2013 Pazartesi

Quentin Tarantino- Django Unchained

Şahsına münhasır zamanımızın birkaç yönetmeninden biri olan Tarantino'nun son filmi: Django Unchained. Yine Tarantinovari renkli dialoglar, mimikler ve kanlı sahneleriyle izleyiciyi memnun eden ve film seyretmenin gerçekten bir eğlence olduğunu hatırlatan bir eser. Filmi izledikten sonra son birkaç gündür kardeşlerimle evirip çevirip tekrardan izlediğimiz sahneleri paylaşacağım. Bu arada müziklerinin de hakkını vermek gerekir, gerçekten tekrar tekrar dinlenesiler. Onları da ekliyorum.

#sahne_1: ırkçılıkla alakalı alaycı bir sahne


#sahne_2: "what about you, robert?" derken bakışı ve cevap verenin ses tonu, "nobody brought extra bags" diyenin el hareketi, "criticize, criticize, criticize" deyip gitmesi, en sonda gelen öneri ve "so it would be nice to see"

Joe Wright- Anna Karenina

Ne zaman "düello" kavramını yeniden düşünsem, filmdeki sahne aklıma gelir. Lev Tolstoy'un Anna Karenina kitabını, Puşkin'in yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı yönünde iddia var.(1) Ve belki de yazar, burada Puşkin'in ölümüne gönderme yapıyordur.(2)

Her aklıma gelişinde tekrardan aramamak adına sahnenin hem videosunu hem de scriptini buraya aktarıyorum:



PRINCESS SHCHERBATSKY: You Petersburgers think yourselves so de bon ton compared with dull, old-fashioned Moscow, but we know how to do things--only the other day, I hear, Vasya Pryachnikov fought a duel with Kvitsky and killed him.
OBLONSKY: Well, what's this government commission, Karenin...?
KARENIN: What was the challenge about? 
PRINCESS SHCHERBATSKY: Pryachnikov's wife, naturally. 
PRINCE SHCHERBATSKY: It was a matter of honour, defending a woman's honour... 
KARENIN: It sounds like barbarism to me . . . And what if the lover had killed the husband?--would that have preserved the wife's honour too? 
COUNTESS NORDSTON: Still, not many of us can say that our lover died for love! 
KARENIN: Love? Thou shall not covet thy neighbour's wife.
(1) http://www.insanokur.org/?p=23868
(2) http://tr.wikipedia.org/wiki/Aleksandr_Pu%C5%9Fkin#.C3.96l.C3.BCm.C3.BC
(3) script: http://www.imsdb.com/scripts/Anna-Karenina.html

9 Haziran 2013 Pazar

Puşkin- Ruslan ve Ludmila

Kitapta, önsözde çevirmenin ifadeleriyle;
"Altı şarkı ve epilogdan oluşan bu masal-poemada Güneş lakaplı Kiev Prensi Vladamir'in yiğit şövalyelerinden Ruslan ile Prens Vladamir'in kızı Prenses Ludmila'nın evlenmeleri, Ludmila'nın düğün gecesi bir büyücü tarafından kaçırılması, ardından, prensesi gizliden gizliye seven Prens Vladamir'in şövalyelerinden Rodgay, Farlaf ve Hazar Hanı Ratmir'in Ruslan'la birlikte Ludmila'yi arama girişimleri destansı-masalsı bir havada anlatılır."
Puşkin'in okumuş olduğum ilk eseri olan kitap beni sarmadı; çocuklar için bir masal kitabı gibi geldi. Puşkin'in 21 yaşında yazdığı bu masal-poema, belki de gerçekten ünlü Rus eleştirmen Belinski'nin de vurguladığı gibi Rus yazın tarihinde yeni bir dönemin başlamasına yol açmış olabilir fakat benim dünyamda herhangi bir şeye sebep olamadı. 

Önyargısız okuyan birisi için kitap, nazım şeklinde bir çocuk masal kitabı şeklinde gelecektir. Fakat şairin amacı, Fransız etkisinde kalan Petersburh eşrafına Rus olmayı ve Rus köylüsünü yüceltmek. Ve hem mesajı için hem mesajını net verebilmek için yer yer sıradan halk diline kaçan bir dil kullanıyor. Ki vakt-i zamanında eser, eleştirmenlerce "kaba bir köylü şiiri" olarak yaftalanıp eleştirilmiş.(2) Ve çevirmeni tebrik etmek gerek, gayet olabildiğince sade bir dille eseri Türkçemize kazandırmış.

Hem verilen mesajı daha iyi anlayabilmek hem de kahramanların çözümlemesini yapabilmek için dönemin şartlarına ve Rus kültürüne aşina olmak gerek. Çünkü Puşkin kitabı için daha çocuk iken duyduğu Rus halkına ait hikayelerden ve Rus tarihine ait olaylardan beslenir.(3) Örneğin Ruslan, Eruslane Lazarevic Hikayesi'ninde kahramanı Yeruslan Lazarevich'dir; Rogday ve Farlaf'dan ise Rus tarihçi Nikolay Karamzin, Rus Devletinin Tarihi kitabında bahseder. (4) Yine burada çevirmene Rus halkı ve Rusya hakkında hiçbirşey bilmeyen için çok yararlı olan notlarından dolayı teşekkür etmek gerek.

Kitabı Rus edebiyat tarihinde öne çıkartan, zamanının anlatımına getirdiği yenilikten başka zamanına göre cesur sayılacak şekilde cinselliğe yer vermesi.  Yazıldığı dönemin "tutucu çevrelerince fazla cesur bulunarak büyük tepkilere" yol açmış.(5) Bu konuda en çok göze çarpan: evlilik, cinsel rekabete mani değildir. Ludmila'nın babası Prens Vladamir, düğün gecesi kızının kaçırılması üzerine kızını bulup getirene kızını vereceğini vaad eder ve Prenses Ludmila'nın yeni evlendiği kocası Ruslan'ın yanında üç masal kahramanı daha prensesi  alabilmek için arama yoluna koyulur.

Kitaptan altını çizdiğim yerleri -durumun ifade edilişindeki güzelliğinden dolayı- ve dipnotları buraya aktarıyorum:

Lel: Slav aşk tanrıçası
Çargrad: İstanbul
Basurman: Gavur anlamında, 'Müslüman'ın kaba söylenmiş biçimi

"Titreye titreye soğuk elleriyle
Dilsiz karanlığı araştırıyor...
Ah, felaket: yok sevgili karısı!
Yakalamaya çalışıyor boş havayı,
Koyu karanlıkta sır olmuş Ludmila'si,
Meçhul bir güç çalıp götürmüş onu..."

"Babamız, uzatmayacağız bu ayrılığı;
Endişelenme! Gidiyoruz prensesin ardından."

"Ona doğru yürüdüm ve uğursuz bir yalım
Bir ödülü oldu küstah bakışlarımın,
Ve tanıdım aşkı tüm benliğimle,
Göksel sevinciyle
Ve acı veren kederiyle...
Yılın yarısı rüzgar gibi geçti:
Heyecandan titreyerek açtım gönlümü,
Dedim ki: 'Naina seviyorum seni.'
Ama ürkek hüznümü
Kibirle dinliyordu Naina,
Yalnızca kendi güzelliğine hayran
Şöyle yanıt verdi kayıtsızca:
'Seni sevmiyorum çoban!'
Ve her şey gözümde vahşileşti,
İç karartıcı oldu: Baba ocağım
Köhne kulübe, meşeliklerin gölgesi,
Neşeli oyunları çobanların-
Istırabımı hiçbir şey yatıştıramıyordu.
Bu onmaz kederle yüreğim kurudu, soldu.
Ve en sonunda aklıma koydum,
Fin ovalarını terk edip gitmeyi;
Denizleri tekinsiz çevrintilerini
Aşıp kardeşlik birliğiyle
Savaşta kazanacağım ünle de
Naina'nın gururlu ilgisini hak etmeyi."

"'Yetmiş yaşıma bastım şimdi.
Elden ne gelir,' dedi cırıltılı sesle.
'Yıllar birbiri ardından uçup gitti.
Geçti benim baharım, senin de-
Yaşlanmayı becerdik ikimiz de.'"

"İnanın bana dostlarım:
Kimin mutlak kaderine,
Yazılmışsa genç bir kızın kalbi,
Dünyaya inat o sevgili olacaktır;
Öfkelenmek aptallıktır ve günahtır."

2 Haziran 2013 Pazar

Ang Lee- Life of Pi



Kahramanımızın adı Pi, belki de Robert Ebert'in dediği gibi: "If Pi is a limitless number, that is the perfect name for a boy who seems to accept no limitations."(1) Ve adından da anlaşılacağı şekilde, film Pi'nin hayatı; aynen posterde yazdığı gibi: "a journey of a lifetime"(2) Fakat aslında bu hayat metaforlara bezenmiş şekilde dini sorgulamaktadır. Ekşide our boys didint du dort nickli yazar bunu mantıksal özetlemiş, büyük bir kısmını aynen alıyorum:
"bu film iki ana metafor üzerinden değerlendirilmeli: kaplan ve ada. diğer bütün metaforlar bu ikisiyle bağlantılı olarak değerlendirilmeli çünkü hikayenin temelinde yatan diyalektiğin iki ana öğresi kaplan ve ada.
1- kaplan
...kaplan ihtiyaç durumunda ortaya çıkan realistik düşünceyi ve mantığı, dünyeviliği, hayatta kalıcı, vahşi avcı güdüsünü, ve hırsını temsil ediyor. zor durumda onun ihtiyaçlarını beslemek seni hayatta tutar, ama bu hırsa ve açlığa kendini fazla kaptırırsan seni bitirir, çünkü oyun arkadaşın değildir, sonuçta vahşi bir varlık o. barışçıl ve vejetaryen pi'nin içindeki savaşçı etobur şeklinde bir dilemma oluşturuluyor. burada pi'nin babasının "hiçbir şeye körü körüne bağlanma" öğüdünü hatırlıyoruz. pi eline fırsat geçmesine rağmen kaplanı öldürmüyor, "aynı kayıktaysak geçinmek durumundayız"ı kabul etmek durumunda kalıyor. çünkü filmin sonunda "aşçı kötü bir adamdı ve benim içimdeki kötülüğü ortaya çıkardı" demesinden de anladığımız üzere pi, zor şartlar altında zorunlu olarak ortaya çıkan vahşiliğinin işlediği cinayetin suçluluğunu ve sorumluluğunu taşımak, yani kaplanla aynı kayıkta seyretmek zorunda. zaten kaplanın ortaya çıkması, pi'nin kayıktaki sırtlanın şerrine tahammül sınırına geldiği anda oluyor. ortadan kaybolması da medeniyete ayak basmasıyla. kaplanın ortaya çıkışında da önemli nokta adaletsizlik kavramı. masum ve zararsız orangutanın sırtlan tarafından öldürülmesi (insan toplumunda masum birinin cinayete veya savaşa kurban gitmesi), bu duruma müdahale etmeyen tanrının yokluğunda bireyin adaleti kendisinin uygulama dürtüsüyle saldırganlaşmasını doğuruyor. bu açıdan bakılırsa kaplan ile modern toplumda adalet ve savunma algısı arasında da bir bağlantı kurulabilir. değilse bir kaplan zebra ve orangutan dururken neden sırtlana saldırsın? son fırtınadaki isyan ise bence hikayenin en önemli noktalarından. o noktaya kadar pi tanrıya(tanrılara) inancını ne olursa olsun yitirmiyor, ailesini, hayatını kaybediyor, her türlü sınanmadan geçiyor, okyanusun ortasında kayıp şekilde dolaşıyor ve bunların hepsine göğüs geriyor ama kaplanın korkutulması, ki aslında hayatını tehdit eden bir varlık, yani en temel değeri olan yaşama güdüsünün baskılanması, sınanmasının hayatta kalma güdüsünü bile sarsacak noktaya gelmesi en çok gururuna dokunan oluyor ve tam bu noktada, "onu niye korkutuyorsun?" diyerek, "her şeyimi aldın, onu da mı istiyorsun?" diyerek isyan ediyor. ve kaplan karaya ulaşıldığında arkasına bakmıyor. çünkü vahşi bir varlık ve pi'nin insansı bir vedalaşma isteğine cevap veremez. o senin oyun arkadaşın değil, ondan şefkat beklersen hayal kırıklığına uğrarsın.
2- ada
"ada anneyi temsil ediyor, diş de annenin dişi" yorumuna da katılmıyorum. "kimsenin görmediği" ada dini simgeliyor, kimsenin gözüyle kanıtlarını görmediği dinin verdiği aldatıcı huzuru. sınırsız okyanuslardan gelen pi, sınırları belli iki kulaçlık bir havuzda yüzmeye can atıyor nedense. sınırlı bilginin verdiği teselliyi ve içine kapanıklığı sınırsız bilgisizliğin açıklığına ve gerçekliğine tercih ediyor. mirketler ise dine kendini kaptırmış kitleleri temsil ediyor. sürü halinde hareket ediyorlar, kötü niyetli değiller ama adanın yani dinin kendilerine vaatlerine kendilerini öyle kaptırıyorlar ki dış dünyanın tehlikelerine duyarsızlaşıyorlar, mesela kendilerini yiyen koca kaplandan kaçmıyorlar. burada da pi'nin babasının öğüdünü bu sefer din açısından hatırlıyoruz. dolayısıyla kaplan imgesiyle mantığa ve hırsa, ada imgesiyle de dine kendimizi kaptırırsak ne olacağı gösterilmiş oluyor ve denge sağlanıyor. pi de bunu adada gece olması ve dinin karanlık yüzünü görmesiyle farkediyor. bulduğu dişin kimin olduğu o kadar önemli değil burada, sadece "sonum böyle olabilir" uyanışını ifade ediyor. kaplan, yani kendini düşünen ve hayatta kalmaya koşullanmış avcı doğal olarak gece adaya ayak basmıyor. pi ise "adada kalsaydım kaybolup unutulup gidecektim" diyor. burada dikkat edilmesi gereken şey ise pi'nin okyanuslarda belirsiz bir şekilde aç susuz seyretmeyi değil, aksine "kimsenin görmediği" adada kalıp yaşayıp ölmeyi "kaybolmuşluk, yalnızlık ve unutulmuşluk" olarak nitelemesi. adadan ayrılırken "richard parker'ı almadan gidemezdim, bu onu öldürmek anlamına gelirdi" diyor. kaplan mutlu mesut mirketlerle beslenip, mirketler gibi gece ağaca tırmanıp adanın etoburluğundan pekala kaçacabilecekken neden adada kalmak ölümü anlamına gelsin? çünkü kaplanı adada bırakmak demek, mantığı tamamen dine teslim etmek anlamına geliyor, bu da mantığın sonu demek. 
ada=din metaforu da pi'nin " doğa kitaplarında o adayla ilgili bir şey bulamazsın" demesiyle destekleniyor. çünkü ada, bilimin konusu değil. zaten sigortacıların da, hikayeyi dinleyen yazarın da butun hikaye içinde inanmakta en zorluk çektikleri, en "hadi canım, yok artık" dedikleri kısım ada oluyor. kimse " bir kaplanla okyanusta haftalarca dolaşmak mı? hadi canım sen de" demiyor ama ada kısmı mantığı aşıyor, dinin mantığın dışında kalması gibi. ama yine de ada, yani din, pi'nin artık kaplanın başını kucağına alıp "ölüyoruz" dediği, umudunu kaybettiği anda ona verdiği anlık huzurla yolculuğuna devam etmesi için güç almasını sağlıyor. tanrı olsa da olmasa da, bir dine inanmanın insana umudunu kaybetmemesini sağlayabildiği gibi."(3)

Tabi bu metafor karşısında filmin sonundaki sahne vurucu oluyor:
"Adult Pi Patel: So which story do you prefer?
Writer: The one with the tiger. That's the better story.
Adult Pi Patel: Thank you. And so it goes with God.
Writer: [smiles] It's an amazing story."(4)

Filmden alıntı:
Pi Patel: Faith is a house with many rooms.
Writer: But no room for doubt?
Pi Patel: Oh plenty, on every floor. Doubt is useful, it keeps faith a living thing. After all, you cannot know the strength of your faith until it is tested.

(1) http://www.rogerebert.com/reviews/life-of-pi-2012
(2) http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/5/57/Life_of_Pi_2012_Poster.jpg/220px-Life_of_Pi_2012_Poster.jpg
(3) https://eksisozluk.com/entry/34062616
(4) http://www.imdb.com/title/tt0454876/quotes?item=qt1824260

30 Mayıs 2013 Perşembe

Placebo- Song To Say Goodbye

İzlediğim en iyi  kliplerden ve Placebo'nun en iyi şarkılarından birisi.. 



You are one of God's mistakes.
You crying, tragic waste of skin.
I'm well aware of how it aches,
And you still won't let me in.
Now I'm breaking down your door,
To try and save your swollen face.
No, I don't like you anymore
You lying, trying waste of space.

My oh my.
A song to say goodbye,
A song to say goodbye,
A song to say...
Before our innocence was lost
You were always one of those
Blessed with lucky 7s,
And a voice that made me cry.
My oh my...

You are mother nature's son.
Someone to whom my could relate.
Your needle and your damage done,
Remains a sorted twist of fate.
Now I'm trying to wake you up,
To pull you from the liquid sky.
Cause if I don't we'll both end up
With just your song to say goodbye.

My oh my.
A song to say goodbye,
A song to say goodbye,
A song to say...
Before our innocence was lost
You were always one of those
Blessed with lucky 7s,
And a voice that made me cry.

It's a song to say goodbye.
It's a song to say goodbye.
It's a song to say goodbye.
It's a song to say goodbye.
It's a song to say goodbye !!!
It's a song to say goodbye.
It's a song to say goodbye !!!
It's a song to say goodbye.