22 Temmuz 2013 Pazartesi

Gogol- Akşam Toplantıları

Ve artık Gogol vakti gelmişti. Yazarlık kariyerini parlatan eseri Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları ile başladım. Başında belirtmiş olayım; kitabı okurken en çok düşündüğüm şey, eğer bu hikayeler beyaz perdeye aktarılmış olsaydılar gerçekten izlemekten büyük zevk alacağımız fantastik filmler olurlardı.
"Günün birinde hangi suçtan bilmiyorum, şeytanın birini cehennemden kovmuşlar."
Eser, iki kitap halinde uzun sekiz hikayeden oluşmaktadır. Hikayelerin çoğunu kilisenin zangocu Foma Grigoryeviç anlatır. Olaylar, "Rusya'nın bir ili" olan Ukrayna'da geçer. Hikayelerin ana kahramanları -sadece sayıları değişmekle birlikte- Kazaklar, şeytanlar ve bir büyücüdür. Kazaklar; kahraman, gözüpek ve korkusuz insanlardır. Beşikten mezara kadar korkuya meydan okurlar. Ortodoksturlar ve Ruslara yakınlık duyarlar. Lehleri ve Türkleri dinsel farktan ötürü kafir olarak değerlerdirir, düşman olarak sınıflandırırlar. Şeytanlar, cehennemden kovulmuş ve insan süretlerine girebilen yaratıklardır. İnsanlara istediklerini verip sonrasında hayatlarını perişan ederler. Büyücüler, toplumun dışladığı ve gördüğü yerde kovaladığı insanlardır. Nadiren büyüye başvururlar fakat yine de istediklerine çoğu zaman erişemezler.
"Kafasının içi gece gibi karanlık düşüncelerle doluydu."
Belirtmeden geçemeyeceğim, sanırım 18. yüzyıl Rusya'sında sıradan halk, ekonomik durumlarından ötürü Yahudilere karşı içinde nefret ve kin besliyordu. Çünkü hem Puşkin'de hem Dostoyevski'de gördüğümüz Yahudilere saldıran dili Gogol'da da görmekteyiz:
"Gelgelelim zavallı Petrocuğun olup olacağı gri bir kaftanı vardı, onun da üzerinde, sıradan bir Yahudinin cebinde taşıdığı altından çok yama vardı."
"'Oh, hayır,' dedi. 'Senden bıkmadım. Seni seviyorum! Kara kaşlı Kazağım benim! Gözlerin kahverengi olduğu için seviyorum seni. Yüzüme baktığında ruhum gülüyor sanki, neşeleniyorum, mutlu oluyorum. Siyah bıyığını hoş bir biçimde burduğun için seviyorum seni. Sokakta yürürken bandura çalıp şarkı söylediğin için, seni dinlemekten hoşlandığım için seviyorum...'"
Hikayelerin konusunu, bir erkeğin bir güzele aşık olması fakat araya büyücünün veya başka engellerin girmesi oluşturur. Bunun üzerine erkek şeytanla anlaşma yapar, büyücüyü/engelleri alt eder ve istediğine ulaşır fakat sonrasında hayatı boyunca gölgesi gibi kendisini felaketler izler.
"'Bak, bak Levko!' dedi. 'Bak, çok uzakta bir yıldız gözüktü... İşte bir daha, bir daha, ah bir tane daha... Gerçekten Levko, melekler gökyüzündeki aydınlık evlerinin pencerelerini açıp bize mi bakıyorlar şimdi?'"
Hikayelerin dili kasvetli ve hikayeler bir kasvet havasındadır. Okurken birşeyler olacağını hissediyorsunuz fakat sanki etrafınız o kadar karanlık ki kaderinize kendinizi bırakmaktan başka seçeneğiniz yok. Fakat bu kasvetli hikayelerin anlatıcısı, betimleme yapmak istediğinde çoğunlukla romantik söz kalıplarını tercih etmektedir:
"Ukraynanın bülbülünün görkemli konseri başlamıştır! Ay bile onu dinlemeye dalıp gökyüzünün orta yerinde kalakaldı gibi gelir insana..."
Ancak bazen bu betimlemeler gereksizce kullanılmakta, sözü uzatmaktan başka bir şeye yaramamaktadır:
"Noel'den önceki son gün de geçmiş, aydınlık bir kış gecesi başlamıştı."
Veya bu betimlemeler gereksizce uzun olmaktadır:
"Güzeline de, çirkinine de davetsiz gelen, bütün insanları binlerce yıldır istesinler istemesinler, zorla pudralayan o amansız berberin aklaştırdığı bıyıklarından bile damlıyordu ter."
Ayrıca ironi ifadelere de zaman zaman yer verilmektedir:
"Siz aklınızı kaçırmışsınız beyler! İnsanın kendi malını çaldığı nerede görülmüştür?"
Burada çevirmenin mi yoksa yazarın mı tercihi bilmem fakat fazlasıyla "gelgelelim" kelimesi kullanılmaktadır. Ve bana göre bu kelime, dar bir söz dağarcığının olduğuna işarettir, dolayısıyla bu kadar çok kullanılmamasını tercih ederdim:
"Kahkahalar yükseldi köprünün üzerindeki gruptan. Gelgelelim, arabanın arkassında ağır ağır yürüyen adamın süslü karısının pek hoşuna gitmemişti bu karşılama..."
"Mujik, canı bir şey istediğinde, karısının başka bir şey istediğini görürse kendi isteğinden vazgeçip karısının istediğini istemek zorundadır."
Sekiz hikaye arasında benim en çok sevdiklerim Soroçinets Panayırı ve Noel Gecesi idi:

  • Soroçinets Panayırı: Panayıra gelen ailenin çok güzel kızı Paraska'ya tutulan Gritsko'nun anlaştığı çingeneler, evliliğin önündeki engel anneye oyun oynayarak gençlerin evlenmesini sağlar. Bu sırada da kırmızı kaftanının kayıp kol parçasını arayan şeytan hikayeyi renklendirir.
  • Noel Gecesi: Büyücü Soloha'nın aşık olduğu adamın yani Çub'un dünyalar güzeli kızı Oksana'ya aşık olan oğlu demirci Valuka, Oksana'nın dalga geçmek için söylediği çariçenin potinlerini getirmesi halinde evlenme sözünü ciddiye alıp maceralara kendini bırakır. Bu sırada Soloha ile Çub arasında olaylar, hikayeyi renklendirir.
"Gerçi çok güzel bir kızdı Mariya Grigoryevna... Ama evlenmeye gelince... Bu ona öylesine tuhaf, öylesine alışılmadık bir şey görünüyordu ki, aklına geldikçe korkuyla ürperiyordu. İnsanın karısıyla bir arada yaşaması!.. Aklın alacağı bir şey değildi bu! Odasında bir başına kalamayacaktı. Her yere ikisi birlikte gideceklerdi... Ne kadar derin düşünürse yüzü o kadar çok terliyordu."
İvan Kupalo: 23-24 Haziran gecesi kutlanan bir halk bayramı. İvan Kupalo gecesiyle ilgili gelenekler, inançlar çok eskidir. Halk o gece eğreltiotunun kıpkırmızı bir çiçek açtığına inanır. Çok zormuş bu çiçeği koparmak. "Kötü ruhlar" emgel olurlarmış kopartılmsaına; ne var ki, bu çiçeği koparmayı başaran kimse bir hazineye sahip olurmuş, ayrıca bitkilerin, hayvanların dilinden anlama yeteneği kazanırmış.
Apostol: Kilisenin kitaplarından biri
Çumak: Tuz, balık, tahıl vb. taşımacılığı, ticareti yapan Ukraynalı köylülere verilen ad
Alman: Bizde her yabancıya Alman derler. İster Fransız olsun, ister İtalyan, ister İsveçli... hepsi Almandır (Gogol'un notları)
Şçedrovki: Çocuklarla gençlerin yeni yıla girerken söyledikleri şarkılara verilen ad
Kalyadka: Noel gecesi  söylenen şarkılara verilen ad
Kazak ordusu: Kazak ordusu Dniepr boylarında sınır bekçiliği yapardı. O yıllarda Rus yönetimi onlara olan güvenini yitirmişti. 1736 yılında bu ordunun yakınında bir kale yaptırılmış, içine sürekli bir Rus garnizonu yetleştirilmişti. "Ordumuzu değiştirmek istersin": Ordumuzu düzenli orduya çevirmek istersin. Kırım Hanlığı'nın yıkılmasından sonra, Kazak ordusu bir emirle dağıtılmıştır.(Gogol'un notları)
Çernets: Keşiş. Kazak ordusu yasalarına göre kışlaya kadın sokmanın cezası ölümdür.
Uniatlar: Roma'daki papaya bağlı Ortodokslar

GogolNikolay Vasilyeviç, Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2013, Çev. Ergin Altay

(1) resim: https://en.wikipedia.org/wiki/File:Gogol_Portrait.jpg

7 Temmuz 2013 Pazar

Anurag Basu- Barfi!

Bir süredir etrafımda adını duyup duruyordum ve izlemeye karar verdim. Bollywood'un bütün özellikleri Barfi!'ye de sinmiştir; danslarıyla, müzikleriyle, neşesiyle, esprileriyle ve hayata bakışıyla. Diğer Bollywood yapımlarından ayıran yönü, sinema dünyasının ünlü eserlerinden çalıntılar yapmasıdır. Awara'yı Charlie Chaplin ile Amelie potasında eritseydik sanırım karşımıza böyle birşey çıkardı. Ki ana karakterimizi oynayan Ranbir Kapoor, Awara'nın ana karakteri Raj Kapoor'un torunudur.

Kısaca: "love needs no words". Adını radyo markasından alan -fakat Murhpy'nin söylerken zor olmasından dolayı evrildiği- ve doğduktan sonra annesi elektrik çarpmasından ölen doğuştan sağır ve dilsiz Barfi'yi şoförlük yapan babası büyütür. Ve günün birinde Barfi, şehre yeni gelmiş nişanlı Shruti Ghosh ile karşılaşır. İkili arasında dostluk başlar. Ancak kalbini değil annesini dinleyen Shruti, şehri terkeder. Shruti terkederken şehre, eski sakinlerinden otistik olan Jhilmil Chatterjee gelir. Babasını ameliyat ettirebilmek için Barfi, Jhilmil'i kaçırır fakat zamanında yetişemez. Bunun üzerine Barfi, kendisinden ayrılmayan Jhilmil ile mutlu şekilde yaşamaya başlar ancak altı yıl sonra Shruti ile tekrar karşılaşınca işler aşk üçgenine döner. Fakat mesele şudur ki bedensel/zihinsel engel aşk için engel sayılmaz.

Film, neşeli olduğu kadar duygusal, güldürdüğü kadar insana dudağını ısırtan bir eserdir. Bol bol taklit sahneler vardır:


Fakat taklit sahneler olduğu kadar orijinal sahneler de vardır:


Bir diğeri ise Barfi'nin testidir ki insanı gerçekten derinden etkileyen sahnelerdir:


Filmin müziklerine ayrı bir parantez açmak gerekir. Özellikle Amelie'deki müzikleri sevdiyseniz o zaman Yann Tiersen'i seviyorsunuz demektir. Ve eğer Yann Tiersen dinliyorsanız bu filmin müziklerini de bir ayrı seveceksiniz:

Karakterler, gerçekten rollerini hissederek oynamışlar. Jhilmil Chatterjee rolünü oynayan Priyanka Chopra, oynanabilecek en zor rollerden birinin üstesinden gelebilmeyi başarmış. Ve Barfi rolünde Ranbir Kapoor için birşey demeye gerek yok, sırf rolünü ne kadar iyi oynadığını görmek için bu film izlenir.

Böyle filmler izlenmelidir çünkü insana yaşama sevinci veriyorlar. Aslında etrafımızdaki onca olanlardan veya küçük şeylerden mutlu olabileceğimizi gösteriyor. Çoğunluğumuz Barfi'nin hayatının -ne duyabiliyor ne konuşabiliyor- sıkıcı olacağını düşünürken Barfi, herşeye sahip insanlardan daha mutlu şekilde karşımıza çıkıyor. Filmin dili çok basit; vermek istediği mesajı ve düşünceyi yalın bir biçimde anlatıyor, felsefesini yapmaya kalkışmamış. Elbette ki olaylara tek açıdan bakıyor, fikri dünyadaki çarpışmaları perdeye aksettirmiyor. Bence bu yönüyle eksik sayılmaz, çünkü bizim mutlu şeyler de görmeye ihtiyacımız var. Bir daha izlenecek film değildir fakat izlenecek bir filmdir; 7/10.

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Frank Capra- It Happened One Night

IMDB Top 250'de izlemediklerimin listesine bakarken bu film gözüme çarptı ve geçen akşam izleyiverdim. İyi de etmişim. Aday gösterildiği 5 dalda 5 Oscar alan romantik komedi bir film. Söylenen odur ki "It Happened One Night did not invent the romantic comedy, but it added new layers to it".(2) 

Filmin hikayesi bir eleştiride denildiği gibi, "difficult to analyze, impossible to designedly reproduce. Just a happy accident."(3) sonucu gelişen komik ve romantik olaylar zinciridir. Zengin milyonerin (Alexander Andrews) şımarık ve sevimli kızı (Ellie), evden bir kaçışında tanıştığı ve babasının evlenmesine onay vermediği adamla (King Westley) evlenmek için yine -bu sefer yattan atlayarak- kaçar. Ellie Miami'den Newyork'a gitmek için otobüs durağına geldiğinde, kendisini arayan babasının adamlarından  kaçmasına bir gazeteci (Peter Warne) yardımcı olur. Ve bir anlaşma yaparlar: Pete, Ellie'i Newyork'daki sevgilisine kavuşturacak ve sonrasında bu yolculuğun hikayesini gazetesinde yazabilecek. Fakat olaylar beklenmedik şekilde ilerler. Ellie, Pete'e aşık olunca işin rengi değişir.

Filmde diyaloglar kısa ve öz sadeliktedir, beyninizi zonklatacak ağdalı cümleler yoktur. Espriler temizdir ve gerçekten çok güzel komik sahneleri var. Fakat filmin sonuna doğru sizi alıp duygusallığa, hüzüne gömer. Filmi özgün kılan öğeler: Eriha şehri duvarı ve çiğ havuç yeme mevzusu.

#krala yol verin


#oh yeah'ın cevabı
Driver: Hey, wait a minute! What do you think you're doing?
Pete: Huh?
Driver: The papers. The papers. What's the idea of throwing them out?
Pete: The papers? It's a long story, my friend.I never did like the idea of sitting on newspapers. I did it once, and all the headlines came off on my white pants. It actually happened. Nobody bought a paper that day. They followed me all over town and read the news off the seat of my pants.
Driver: Oh, A fresh guy, huh?. What you need is a good sock on the nose.
Pete: Listen partner, you may not like my nose, but I do. I always wear it out in the open so if anybody wants to take a sock at it, they can do it.
Driver: Oh yeah?
Pete: Now, that's a brilliant answer. Why didn't I think of it? Our conversation could have been over long ago.
Driver: Oh yeah?
Pete: If you keep that up, we won't get anywhere.
Driver: Oh yeah?
Pete: You got me. Yeeaaah!

[birkaç dakika sonra]
Ellie: Driver, I'm going to be a few minutes late. Be sure to wait for me.
Driver: Oh yeah?
Ellie: Yes.
[Pete şaşkın şaşkın bakar.](4)

#nasıl otostop çekilir

[hemen sonrasında arabada]
[after Ellen stops a car by showing her leg]
Peter Warne: Why didn't you take off all your clothes? You could have stopped forty cars.
Ellie Andrews: Well, ooo, I'll remember that when we need forty cars.

#götüreceğin yere gidelim


Filmle alakalı birkaç tırıvırı (5):
-Claudette Colbert (filmdeki Ellen Andrews) kamera önünde soyunmayı reddettiğinden yönetmen Frank Capra "the walls of Jericho" fikrini bulmuş.
-Claudette Colbert, bayan ana karakter rolün teklif edildiği altıncı aktrismiş. Kendisinden önceki beş aktris teklifi reddetmiş. Caludette ise, iki maaş ve dört hafta veya daha az sürede çekimin biteceğinin garanti edilmesi şartlarıyla teklifi kabul etmiş.
-Claudette, çekimin her günü şikayet etmiş. Hatta çekimin son günü bittikten sonra uğradığı arkadaşına "I just finished making the worst picture I've ever made" demiş.
-William L. Shirer'in "Berlin Diary" adlı eserine göre, bu film Adolf Hitler'in en sevdiği filmlerden birisiymiş.

(1) resim: http://www.eastbayri.com/wp-content/uploads/2013/01/c-spotlight-Happened-One-Night.jpg
(2) http://www.reelviews.net/php_review_template.php?identifier=1984
(3) http://variety.com/1934/film/reviews/it-happened-one-night-2-1200410931/
(4) http://www.imsdb.com/scripts/It-Happened-One-Night.html
(5) http://www.imdb.com/title/tt0025316/trivia?ref_=tt_ql_2