30 Eylül 2013 Pazartesi

Vince Gilligan- Breaking Bad

Arkadaki müzikle birlilkte dizinin en iyi promosu ve en beğendiğim sahnelerden biri:
"What's the hell wrong with you? We're a family!"

Vardı ama Youtube'dan kaldırılmış.. Geriye dönüşümleri koydum. Akılda kalan müzikler:  Junip- Line of Fire ve Norah Jones- Black

28 Eylül 2013 Cumartesi

Stefan Ruzowitzky- Die Falscher

Bir diğer soykırım temalı Avusturya menşeli ve En İyi Yabancı Film Oscar ödüllü eser; Die Falscher. Nazilerin İtilaf Devletlerinin ekonomilerini çökertip piyasalarında kaos yaratmak için sahte para basarak yürüttükleri Operasyon Bernhard'ın hikayesi. Senaryo, Adolf Burger'in yazdığı anılarına dayanıyor.
Hikaye gerçek hayattan alıntı olmasına rağmen bir The Pianist veya Schindler's List kadar germez, kalbinizi yormaz. Kamp koşulları daha iyi olduğu için diğer filmler kadar içinizi hüzün, karamsarlık kapsamıyor. Oyuncular, karakterlerinin hakkını vermişler. Özellikle, anakahraman Salomon Sorowitsch, üstün performans sergilemiş. Fakat kamera yersiz şekilde fazla yakın çekim yapmış. 
Tema, kötü şartlardan kurtulanların hayatları ile vicdanlarının arasında kalması. Yaptıklarını devam ettirirlerse diğer kamplara göre çok iyi şartlarda yaşayacaklar; temiz yataklar, masa tenisi oynamak için masa, arada ikram edilen sigara, haftada birgün duş, daha iyi yemekler, çok daha iyi muamele. Fakat eğer yaptıklarında iyi olmaya böyle devam ederlerse savaş daha uzun sürecek ve gaz odasında katledilenlerin sayısı artacak, yeni kamplar kurulacak ve daha fazla insan ölecek. Film, işlenen temayı başarılı biçimde beyazperdeye aktarmış.
Vurucu sahne: diğer kamptakileri öldüren kurşunların tahta duvardan tenis oynayanların tarafına geçişi..
-Why earn money by making art? Earning money by making money is much easier.
Okunabilecek yorumlar: 1, 2. Film izlemeye değer.

Nikolay Vasilyeviç Gogol- Bir Delinin Anı Defteri / Ölü Canlar

Gogol, Akşam Toplantıları'nda olduğu gibi ilginç hikaye yazarlığına Bir Delinin Anı Defteri'nde devam eder. Fakat bu sefer o kadar fantastik değildir; daha ayakları yere basan, daha gerçekçi, daha olabilir ve daha toplumsal hayattan dram kesitleri. Tamamının okunması gerekmekse de Neva Bulvarı, Portre ve Palto okunmalıdır.

Neva Bulvarı

Bulvarın ev sahipliği yaptığı ve günün kendine has saatinde buradan geçen her sınıftan Rus insanının dramını anlatarak başlar hikayeye yazar.
"Arada bir, aceleyle işe giden Rus köylüleri görülür; çizmeleri öylesine kireç lekesi içindedir ki, sularının temizliğiyle ünlü Yekaterina Kanalı'na sokup çıkarsanız bile temizleyemezsiniz."
"Birbirinden değerli esanslar, parfümler sıkılarak, son derece nadir ve pahalı pomatlar sürülerek, geceleri, perdahlı kağıtlar arasında kalıba alınarak possesseur'lerince gece gündüz demeden yaşamlarının belki yarısı harcanarak bakımları yapılan, görenlerinse, iç geçirip imrendikleri bıyıklar..."
Sonrasında her iki arkadaşın peşine takıldığı dilberle yaşadıkları için ayrı bölümler yazar.
"Gerçekten de garip bir olay değil mi? Petersburglu bir ressam! Her şeyin, her yanın soluk, kül rengi, sisli, ıslak olduğu bir ülkede, karlar ülkesinde, Finler ülkesinde ressam olmak!"
İki arkadaştan biri olan Ressam Piskarev, takip ettiği dilberin aşkıyla kendisi deliye dönerken gecesi gündüze gündüze de geceye döner. Ve bu hikaye okumaya net değer.
"Esrarangiz kadının uçarcasına basamaklardan çıkmakta olduğunu gördü; bir ara durup geriye bakan kadın, parmağını dudaklarının üzerine koydu ve kendisini izlemesi anlamında bir işaret yaptı. Genç ressamın bacakları titredi; duyguları, düşünceleri, tüm varlığı cayır cayır yanıyordu. Sevinç şimşeği bütün o karşı konulmaz keskinliğiyle mızrak gibi yüreğine saplandı. Hayır, artık bu sefer de hayal görüyor olamazdı! Tanrım! Minick bir an ve böylesine büyük bir mutluluk! İki küçük dakika içine böylesine mucizevi bir yaşamın sığması!"
Gogol, ateşli bir aşkın yarattığı tutkuyu usta bir ressamın resimle başarabileceği kadar kelimelerle anlatabilmeyi başarmıştır.
"Başka hiçbir şey istemezdi. Başka bir şey istemek mi? İstenecek başka her şey küstahlıktan başka ne olabilirdi?"
Herkesin hayatında bir defa gördüğü güzeli hatırlatan bir öykü... Gerçeği en az yaşamak istediğimiz anı anlatıyor.
"Ah, ne kadar iğrençti şu gerçeklik denen şey!"
Güzel kadınlarla ilgili sözlerine ayrı bir parantez açmak gerek:
"Ancak burada Schiller'in karısının bütün sevimliliğine karşın aptal bir kadın olduğunu belirtmek zorundayız. Bunu, aptallığın güzel bir kadının güzelliğine güzellik kattığını bilmemize karşın belirtmek zorundayız... Ey güzellik, sen nelere kadirsin! Ruhsal yetersizlik, kusurlar güzel bir kadında iticilik yaratmak şöyle dursun, ona ayrı bir çekicilik kazandırıyor. Ayıp diye nitelenen şey güzel bir kadında sevimli duruyor. Kadından güzelliği alın, kendisine sevgi değilse de saygı duyulmasını sağlayabilmek için kadının erkekten yirmi kat daha fazla akıllı olması gerektir."

Burun

8.dereceden memur olan Kovalev burnunu kaybeder ve bulmak için kolları sıvar. 

Portre

Bir portre üzerine ancak bu kadar mükemmel bir öykü yazılabilirdi. Fakir bir ressam olan Çartkov adlı gencin yolu resim satan bir dükkanın önünden geçer ve uzun süre baktıklarının hatırına bir resim alır. Resim delici bakışları olan bir ihtiyarın portresidir. Eve getirdiği resimden dolayı ilk zamanlar Çarktov uyuyamaz çünkü bakışlar huzursuz eder. Resmin üzerine örtü örter, fakat yine resimle alakalı kabuslar görür. En sonunda resmi incelerken bir torba altın bulur ve bu parayı harcayarak lüks daire tutar, gazetede kendisiyle alakalı haberler yaptırır ve böylece entellektüel çevreye girer, ulus çapında tanınmış bir ressam olur. Önce tutkuyla resim yapmaya devam eden Çartkov, bir süre sonra yapaylığa ve motonluğa kaçar, yaratıcılığını kaybeder. Bu sırada İtalya'da hem inziva hayatı yaşayarak resim beceresini ilerleten arkadaşı yaşadığı şehre gelir ve Çartkov'un jüri üyesi olduğu bir yarışmaya katılır. Herkesin karşısında büyülendiği arkadaşının resmini görünce Çartkov'da eski tutkuları küllerinde alevlenir. Çartkov, eski kendisine kavuşmak için herşeyden vazgeçer, kendini hapseder ancak yine de eski kendi olamaz. Servetini en iyi eserleri alıp parçalamak için harcar.
İkinci kısımda bu portrenin nasıl yapıldığının öyküsü vardır ki bu da ilki kadar ilgi çekici. Borç verdiğinin başına belaların geldiği bir tefeci, kilisenin ressamdan kendi portresini yapmasını ister. Ressam portreyi yapmaya başlar ancak bitirmeden bırakır çünkü bu portreye başladığından beri içi daralmaktadır. Ressamın portreyi bitirmeyi reddetmesinden dolayı tefeci bunalıma girer ve ölür, ressam yaptığı portreyi yakmak ister ancak son anda gelen arkadaşı eseri kurtarır. Resmi alan arkadaşının da başına belalar gelir ve o da resmi bir başkasına verir. Silsile halinde resmi kim alırsa başına belalar gelir. Ressamın oğlu resmi bulup yok etmeyi kendine görev edinir. Çartkov öldükten sonra resim açık artırmadadır, ressamın oğlu resmi sahiplenir, fakat olanları anlatıp bitirdiğinde resim az önce bulunduğu duvarda değildir.
"İnsanlar başkalarında hoş gördükleri pek çok şeyi, sanatçıda hoş görmezler."

Palto

Üzerinde paltosuyla fakir Rus insanının sıradan hayatının özetidir bu hikaye.
"Akaki Akayeviç, şu sözünü ettiğimiz dört beş sokaklık uzaklığı usulüne uygun bir hızla aşmasına karşın, son sıralarda sırtının ve omuzlarının sızladığını duyumsamaya başlamıştı. Sonunda bu işin paltosundan kaynaklanıyor olabileceğini düşündü. Bir gün işten eve döndüğünde paltosunu güzelce inceledi ve özellikle de sırt ve omuzlar başta olmak üzere birkaç yerde paltosunun hem çuha kumaşının, hem de astarının tümüyle eriyip tülbent gibi inceldiğini fark etti. Bu arada yeri gelmişken belirtelim ki, Akaki Akakiyeviç'in paltosu da memurların alay konularından biriydi. Hatta adamcağızın bu üst giysisine anlı şanlı palto adını bile çok görerek sabahlık demeye başlamışlardı."
İş arkadaşları eskiyen paltosuyla  alay geçmeye başlayınca Akaki Akakiyeviç'in sıkı bir iktisat programı uygulayarak diktirdiği yeni paltoya bir eğlence dönüşü önünü kesenler el koyar. Paltosunu geri alabilmek için her yolu deneyen Akakiyeviç, tanıdıkları vesilesiyle bir generale kadar gider ancak bu sırada yanındaki arkadaşına sükse yapmak isteyen generalin hışmına uğrar. Bu olayın hemen ardından Akakiyeviç hastalanır ve ölür.
"Götürüp gömdüler Akaki Akakiyeviç'i ve Petersburg, kendinde böyle biri hiç yaşamamışçasına onsuz kaldı. Kimselerin korumadığı, kimselerin değer vermediği, sıradam bir sineği bile iğne ucuna geçirip mikroskop altında incelemeyi ihmal etmeyen doğa bilimcilerin bile dönüp bakmadığı Akaki Akakiyeviç..."
Hayaleti generalin de paltosunu alıncaya dek insanların önünü keserek kendi paltosu olduğunu iddia edip paltolarını alır.

Bir Delinin Anı Defteri

Aşık olduğu müdürün kızı bir albayla evlenmeye karar verdiğini öğrenen Aksentiy İvanoviç'in deliliğe geçişinin güncesidir.
"Bizim genel müdür, kesin çok akıllı bir adam: Odasının her yanı kitaplarla dolu. Bazılarının şöyle sırtlarından adlarını okuyayım dedim... bizim aklımızın ermeyeceği bilimlerle ilgiliydi hepsi de: Kimi Almanca, kimi Fransızca kitaplar..."
"Hassa subayıysa ne olmuş yani! Soyut bir onur kavramından başka hiçbir yanı olmayan bir sözcük bu..."
"Kadın, şeytana aşıktır."

Fayton

Bu kadar ilginç öyküler ardına bir o kadar sıradan bir öykü ile esere son.

Çarlık Rusyasında sivil bürokraside de yüksek makamlar için askeri unvanlar kullanılıyordu.
Çarlık Rusyasında kadınlar kocalarının unvanlarını taşıyabiliyorlardı. Örneğin general eşine "generalşa" deniliyordu.
GogolNikolay Vasilyeviç, Bir Delinin Anı Defteri", Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2013, Çev. Mazlum Beyhan

Ölü Canlar; yozlaşmış Rus toplumunun dramını çok güzel şekilde gösteren uzun hikaye diyebiliriz. Boğazına kadar yozlaşmış ancak farkında olmayan, farkında olduğu zaman dilimlerinde başkalarıyla kendini kıyaslayıp vicdanını rahatlatanlar...
"Kendilerine alt tabakadan insanların tanıtılması konusunda okurlarının ne denli isteksiz olduğunu deneyimleriyle bilen yazar, şu anda da benzer bir şeyi yapıyor olmaktan üzüntü duyuyor. Rus insanı böyledir işte: Rütbesi kendinden yukarıda olan biri hakkında bilgi sahibi olmayı pek sever; bir kont ya da prensle yalnızca şapkalar çıkarılarak selamlaşma düzeyindeki bir tanışıklık bile, birtakım yakın dostluklardan üstün tutulur."
"Sıcaklığı kalmamış bakışlarım hiçbir şeyi konuk etmiyor kendine, hiçbir şey bana gülünç gelmiyor, eskiden yüzümde canlı hareketler yaratan, bitmez tükenmez biçimde gülmeme, konuşmama neden olan şeyler şimdi gözümün önünden ilgisizce akıp geçiyor, kımıltısız dudaklarım kayıtsızlığını, buz gibi sessizliğini bozmuyor. Ah, benim gençliğim! Diriliğim, tazeliğim, ah!"
"Tabii yalan söylüyordu; efendisi de biliyordu yalan söylediğini, ama önemsemedi Çiçikov; yaptığı yolculuk kendisini çok yormuştu. Yalnızca bir yavru domuzdan oluşan çok hafif bir akşam yemeği söyledi, yemeği bitince soyunup yattı. Yorganın altına girmesiyle deliksiz bir uykuya dalması bir oldu: Basur, pire ya da fazla zeka nedir bilmeyen mutlu insanlara özgü harika bir uykuydu bu."
"'Yok,' dedi kendi kendine, 'kadınlar öyle varlıklar ki...' burada elini salladı, 'hiçbir şey söylenemez onlara dair! Gel de yüzlerinde görünüp yiten anlamları, imaları, ışıkları anlat! Anlatamazsın! Yalnızca gözleri bile öyle uçsuz bucaksız bir ülkedir ki adım atmaya kalkanın vay haline!...'"
"Rusya'da herkes her an toplantı yapmaya hazırdır. Aklımıza eser, hemen bir hayır derneği kurarız! Ya da yardım ve yaşatma derneği! Ya da kim bilir ne derneği... Amaç güzel olmaya güzeldir de hiçbir  sonuç vermez. Bunun da nedeni daha baştan tatmin olmamız, girişimimizi yeterli bularak, amaca ulaştığımızı, her şeyin yapılmış olduğunu düşünmemizdir."
"'Bak Pavelciğim, derslerine çalış, yaramazlık yapma, en önemlisi de öğretmenlerinin ve okul yönetiminin gözüne gir. Yönetimin gözüne girdin mi derslerinde başarısız da olsan, Tanrı akıldan, bilimden yana yüzüne gülmemiş de olsa, işlerin yine de yolunda gider. Sınıf arkadaşlarınla pek düşüp kalkma, onlardan sana hayır gelmez; ille arkadaş olacaksan zengin çocuklarıyla arkadaş ol, gerektiğinde sana bir yardımı dokunsun. Kimseye bir şeyini verme, öyle bir tutum içinde ol ki başkaları sana bir şeylerini versinler; paranın değerini bil, her meteliğin üzerine titre: Para dünyada en güvenilir şeydir. Arkadaş, dost dediğin insanlar seni kazıklar ve sıkıyı gördüler mi hemen seni ele verirler; paraya gelince, başın ne büyük dertlere girerse girsin, o seni asla ele vermez. Dünyada parayla aşamayacağın hiçbir engel yoktur.'"
"'Neden ben? Neden benim başıma geldi bütün bu felaketler? Memur olup da aval aval etrafına bakınan mı var: Herkes kesesini doldurmanın peşinde değil mi Sonra kime ne yaptım ben: Dul bir kadının en küçük bir şeyini mi aldım? Tek bir insanı zor durumda mı bıraktım? Hayır, kimseyi zor durumda bırakmadım! Bol bol olan şeylerden yararlandım sadece; yerimde olan herkesin yapacağı şeyi yaptım; ben yararlanmamış olsam başkaları yararlanacaktı!"
"Gerçekten de, aynı öykünün, söyleşiye katılan üç kişide yarattığı duyguların bu denli çelişik olması dikkat çekiciydi. Biri ansızın bastıran güruh karşısında Alman'ın apışıp kalmasını gülünç bulurken, bir başkası düzenbazların işin içinden sıyrılışlarını gülünç buluyordu; üçüncüsü ise yapılan bir haksızlığın cezasız kalmasına kahroluyor, üzülüyor, öfkeleniyordu. Kiminde kahkaha, kiminde hüzün yaratan sözler üzerinde düşünecek bir dördüncü kişi daha olsaydı keşke, ama yoktu. Yine de insan merak ediyor: Düşmüş birinin o düşkünlüğünde, kirlenmişliğinde bile sevilmek istemesı nereden kaynaklanıyor olabilir? Hayvansı bir dürtü mü yoksa bu? Ya da alçakça tutkuların ağır boyunduruğu altında boğulan ruhun cılız çığlığı ve utanmazlığın manda gönüne dönmüş kabuğundan yine de dışarıya ulaşabilen Kurtarın beni kardeşler!" haykırışı mı? Kardeşinin ruhsal mahvoluşu kendisine her şeyden daha ağır gelecek bir dördüncü kişi, ah olsaydı, ama yoktu."
"Rus insanının en kötüsünde bile, bir adalet duygusu vardır. Yahudi'den değil, Rus'tan söz ediyoruz burada!"

Raskolnikler: 17.yüzyılda Ortodoks kilisesinin bazı kararlarını kabul etmeyerek ayrılık politikası güdenler, ayrılıkçılar.
GogolNikolay Vasilyeviç, Ölü Canlar", Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2012, Çev. Mazlum Beyhan

16 Eylül 2013 Pazartesi

Lev Nikolayeviç Tolstoy- Sivastopol / Hacı Murat

L. N. Tolstoy'dan iki eser: Sivastopol ve Hacı Murat.
Sivastopol, üç hikayeden oluşur. Hikayeleri yazarken Tolstoy, subay olarak katıldığı Kırım Savaşı'ndaki tecrübelerinden faydalanır. Yazar kitaba romantik bir üslupla başlar:
"Şafağın ilk ışıkları Sapun Dağı üzerindeki ufku yeni yeni boyamaya başladı; lacivert deniz, üzerinden gecenin siyahlığını attı, sudaki şen yansılarıyla oynaşmak için günün ilk ışıklarını bekliyor; körfezden doğru soğuk ve sis geliyor..."
Fakat sonrasında gelen gerçeklik, eserken yüzünüzü kesecek gibi olan rüzgar kadar sert olur:
"Sivastopol kuşatmasının ilk dönemlerine ilişkin öyküler ancak şimdi güzel birer tarihsel söylence olmaktan çıktı sizin için ve gerçek bir olguya dönüştü."
İlk hikayede yazar, size cepheyi gezdirir ve cepheyi gezdirirken hem sizi hem de karşınıza çıkacakları her iki tarafta bulunmuş kadar iyi analiz eder:
"Sizi daha kapının eşiğinde duraksatan duyguya aldırmayın, kötü bir duygudur o, ilerleyin, sanki acı çeken insanları seyre gelmişsiniz gibi bir duygunun utancına kapılmayın; utanmayın, gidin ve onlarla konuşun: Kendileriyle ilgilenen bir yüz görmek bu talihsiz insanları sevindirecektir..."
"Sivastopol savunucularının nasıl insanlar olduklarını anlamaya başlıyorsunuz artık ve bu adamcağız önünde nedense kendinizden utanıyorsunuz; ona duygularını nasıl paylaştığınızı, ona nasıl hayranlık duyduğunuzu anlatabilmek için söylemek istediğiniz çok şey var, ama aklınıza uygun sözcükler gelmiyor, aklınıza gelenleri de siz beğenmiyorsunuz ve bu sakin, sessiz, kendi kendisini fark etmeyen bilinçsiz büyüklük, bu metanet, ruh sağlamlığı, bu kendi üstün değerinden utanış karşısında başınızı sessizce önünüze eğiyorsunuz."
Sonraki hikayelerde bir anda kendinizi savaşın ortasında bulur ve savaşın tüm gerçek yüzlerini görürsünüz: siperde kahramanlık destanları yazan askerler ve aynı şehirde sıcak evin penceresinden sipere bakıp savaş hakkında yorumlarda bulunan komutanlar, aslında kendisine gelen havandan korkan fakat etrafındakilere cesur görünmek için eğilmeyen ve korunmayanlar...:
"Biliyor musun, ben bu top atışlarına öyle alıştım ki, eminim ileride Rusya'da yıldızlı bir gecede gökyüzünde göreceğim bütün yıldızlar bana top mermisi gibi gelecek... bu denli alışıyor insan!"
Hikayeleri okurken yanınıza top güllesi düşecek ve asker gibi siz de korkup çömelmek isteyeceksiniz. Yaralandığınızda sedye ile getirildiğiniz yerde siz de acıklı duruma tanıklık edeceksiniz.
"Yaralılarca işgal edilmemiş her açık alanı kaplayan kan gölleri, birkaç yüz insanın sıcak soluğu ve sedyecilerin terinin karışımından oluşan, çok özel, yoğun, ağır bir kokuyla dolmuştu, değişik yerlerinde yanan dört mumun donuk, kederli bir ışıkla aydınlattığı salon."
Ve kitabın sonunda savaşı bir daha sorgulayacaksınız...

Ulan: Moğolca ve Tatarcada mızraklı süvari anlamında kullanılan sözcük. Önce Polonya'da daha sonra da tüm Avrupa'da hafif süvari birlikleri ve bu birliklerin mensupları için kullanılır oldu.
Allah Allah: Türklerle savaşa savaşa askerlerimiz bu düşman narasına öyle alışmışlardır ki, bugün hangi askerimize soracak olsanız Fransızların da hücuma kalktıklarında "Allah Allah!" diye bağırdıklarını söyleyecektir.
Moskova: Pek çok askeri birlikte subaylar yarı küçümser yarı da sevecen bir edayla erler için "Moskova" ya da "prisyaga" (ant, yemin) derler.
Kantonist: Rusya'da 1804-1865 yılları arasında geçerli olan bir uygulamanın adı. Buna göre asker çocukları, daha doğdukları günden başlayarak asker sayılıyor ve ölene dek hep asker kalıyorlardı.

Hacı Murat, Kafkas kartalı Şeyh Şamil'in en gözde komutanlarından biridir. Fakat bir iddiaya göre dost görünüp Rusları arkadan vurmak için hikayeye göre ise Şamil ile arasındaki husumetten dolayı Ruslara sığınır. Ruslardan Şamil'in elinden ailesini kurtarmaları, karşılığında Şamil'i yenip Kafkasya'yı kendilerine teslim etmeyi teklif eder. Ancak Ruslar mesafeli hareket ederler. Rusların bu tutumu karşısında Hacı Murat, yanındaki beş müridiyle ailesini kurtarmaya giderken Rusların kendisine koyduğu yasağı çiğnediği için katledilir. Ve Tolstoy, Hacı Murat'ın teslim oluşundan öldürülüşe kadar zamanı; "Epey önce Kafkasya'da geçmiş, birazına bizzat tanık olduğum, birazına görenlerden dinlediğim, birazını da hayalimde canlandırdığım bir öykü" diyerek anlatmaya başlar. Tolstoy, Hacı Murat'ın da Çeçenlerin de Rusların da hakkını yemez ve herkesin iyisi yanında kötü tarafını da dile getirir. Örneğin, Hacı Murat Ruslara büyük kayıplar verdiği halde kendisi ile karşılaşan ve az buçuk muhabbet eden her Rusun hakkındaki görüşü namert, cesur ve kibar olduğudur. Rus Çarı I. Nikolay, her zaman doğru yaptığı inancındadır: evli olduğu halde bir kadınla beraber oluşu ardından sabahki huzursuzluğunu şöyle anlatır:
"Yanlış bir şey yapmadığından emin olduğu halde, içinde tatsız bir duygu vardı; bu duyguyu bastırmak için kendisine her zaman rahatlık veren şeyi düşünmeye başladı: Ne kadar yüce bir insan olduğunu."
Bunun yanında çarın ne kadar gaddar biri olduğunu ifade etmekten geri durmaz:
"Ortodoksluğu kabul etmek istemeyen köylülerle ilgili olarka Bibikov'un uyguladığı önlemleri onaylayan Çar, boyun eğmeyen bütün köylülerin askeri mahkemeye verilmesini emretti. Bu, köylülerin sıradan geçirilmesi anlamına geliyordu."
Bir yandan çarın gaddarlığını ortaya koyarken bir yandan yanındaki iyi adamların acizliğini de gözardı etmez:
"Bibikov, Katolik köylülerle ilgili emirdeki acımazlığın da, hazine topraklarında yaşayan ve tek özgür köylü kesimini oluşturan köylülerin çar ailesinin topraklarına bağlanarak köleleştirilmeleri emrindeki adaletsizliğin de farkındaydı. Ama yapabileceği bir şey yoktu."
Rusların köylere baskın sonrası durumu açıkyüreklilikle dile getirir:
"Oğlunun, o güzel oğlanın, o gözleri pırıl pırıl parlayan, Hacı Murat'a hayranlıkla bakan oğlunun bir at çuvalına sarılmış ölüsünü getirdiler camiye. Sırtından süngülemişlerdi çocuğu."
"Su alamasınlar diye çeşmenin de her yanını dışkılarıyla kirletmişlerdi. Cami de aynı akıbete uğramıştı, imamla öğrencileri temizlemeye çalışıyorlardı."
Ve baskın sonrası bir Çeçenmiş gibi Çeçenlerin haleti ruhiyesini de açıksözlülükle anlatır:
"Yediden yetmişe tüm Çeçenlerin Ruslara karşı nefretinden söz eden tek kişi yoktu. Çünkü nefret değildi duydukları, onun çok daha ötesinde bir şeydi: Rus köpeklerini insandan saymıyor, bu yaratıkların akıl almaz acımasızlıkları karşısında şaşkınlıkla karışık bir tiksinti duyuyorlardı ve nasıl fareyi, zehirli örümceği, dağdan inen kurtları doğal korunma refleksi ile yok etmek isterlerse, onları da öyle yok etmek istiyorlardı."
Şeyh Şamil ise:
"Şamil susuğ uzun uzun Yusuf'un [Hacı Murat'ın Şamil'in elindeki tutsak oğlu] yüzüne baktı: 'Seni, acıdığım için öldürmediğimi ve bütün hainlere yaptığım gibi gözlerini oyacağımı da yaz.'"
Yürekli bir Rus'un açıksözlü kaleminden çıkan ve Çeçenlerle Ruslar arasındaki ilişkinin konu edindiği bir öykü okumak ilgi çekici...

Kunak: Bazı Kafkas dillerinde dost
Gurda: Değerli bir Kafkas kılıcı

TolstoyLev Nikolayeviç, Sivastopol, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009, Çev. Mazlum Beyhan

14 Eylül 2013 Cumartesi

Louie Psihoyos-The Cove

Ric O'Barry, aktivist grup OPS'den bir grup ile bir araya gelerek Japonya'nın Taiji şehrindeki yunus katliamıyla ilgili bir belgesel hazırlar: The Cove. Belgesel, 2010'da Akademi En İyi Belgesel ödülünü kazanır.
Ric O'Barry, Flippers dizisinin beş dişi yunusunu yakalamış ve eğitmiştir: "Yunusun yüzündeki gülümseme doğadaki en aldatıcı yanılgıdır. İnsana yunusun hep mutlu olduğu hissini verir." Yunuslarda nefes almak istemlidir ve nefeslerini tutarak istemedikleri bir hayata son verebilirler. Ve eğittiği yunuslardan Cathy, Ric'in kollarında nefesini tutarak intihar eder. O gün Ric, esaret altındaki yunusları serbest bırakmaya hayatını adar.
Taiji, dışarıdan gelecek birinde yunuslar ve balinaları seven bir şehir izlenimi uyandıracak kadar yunus ve balina resim ve imajlarıyla doludur. Ancak buradaki balıkçılar, yunusların sese duyarlılıklarından faydalanıp çekiçlerle ses duvarı oluşturarak yunusların göç dalgasını kıyıya sürüklemekte, ardından bir kısmını dünyanın her yerinden akvaryumlardan gelenlere her biri 150000 dolar civarında bir fiyatla satmakta, ölü yunusları ise yüksek miktarda cıva içermesine rağmen bölge insanlarına satmaktadırlar. Senede 2-3 milyon dolar gibi bir para kazanıyorlar.
Taiji'de balıkçılar, fotoğraf çekilmesine izin vermiyor, gelenleri uzaklaştırabilmenin tek yolu olan tutuklatmak için kışkırtıp tutuklatacak sebep oluşturmaya tahrik ediyorlar. Yunusla ilgili şehre gelenleri polis, sivil araçla takip ediyor ve sorguya çekiyor. Belediye, gerekli izinler için işi yokuşa sürüyor, en sonunda da izin veremeyeceğini söylüyor. Tüm bunlar karşısında ekip, tam organize olarak Ocean Eleven tarzı bir operasyona imza atar; hazırlıklar yapar, 47 büyük siyah bavulla Japonya'ya uçar, geceleri gizlice deniz altına kamera ve mikrofonlar yerleştirir, tepelere taş şeklindeki kutulara saklanmış kameralar koyar. Ardından da tüm vahşeti sesle birlikte kameraya alır.
Belgesel, sadece Taiji'de tutsak edilen ve katledilen yunuslarla ilgilenmez, denizdeki memelileri korumak için kurulmuş dünyadaki tek organizasyon olan IWC'nin çarpıklıklarından da bahsetmektedir. Tüm deniz memelilerini korumak için kurulan IWC'nin koruma kapsamına yunuslar girmez. Ve Japonya, bazı ülkeleri yanına alarak alınmış kararları istediği şekle sokmakta, çıkarlarına uygun kararları da aldırmaktadır.
Youtube'da belgesele karşı hazırlanmış iki parçadan oluşan video var: birinci part ve ikinci part. "Are Caucasians in the United States and Europe and America et al. using the dolphin to beat Japan?" argümanı, karşı tarafın olaya yaklaşımındaki sığlığı göstermektedir. Özellikle ikinci videonun sonuna Batı'da diğer hayvanların kesimini koymak, Japonya'daki yunus katliamını meşrulaştırmaz. Hem Japonya'da hem Batı'da hayvanların vahşide katledildiğini görüyoruz.

HBR Temmuz-Ağustos 2013


Teşvikler Çalışanları Nasıl Demotive Eder?

Harvard Business School'dan Ian Larkin ve Olin Business School'dan Lamar Piece ve Timothy Gubler tarafından yapılan yapılan araştırmaya göre ticari kuru temizleme alanında çalışan bir şirket, çalışanların işe gecikmelerini azaltmak için bir program hayata geçirdi ama sonuçta verimlilik yüzde 1,4 düştü ve bu program şirkete haftada yaklaşık bin beş yüz dolar maliyet getirdi. Araştırmacılara göre, zamanında gelenlere hediye çeki sunan bu program, gerçekten içinden gelerek doğru davranış gösteren çalışanların öz motivasyonlarını azalttı ve diğer çalışanları, sistemi kandırma konusunda cesaretlendirdi.

Eğer Birini Motive Etmek İstiyorsan Sus

Brandon Irwin bir laboratuvardaki katılımcılardan iki set plank denilen karın egzersizini yapmalarını istedi. Bir grup, egzersizin iki setini yalnız başına yaptı. Diğeri ilk seti yalnız, ikinciyi ise ekrana yansıtılmış plank uzmanı sanal eşlerle yaptı. Eşlerin yarısı sessizdi, yarısı da "hadi", "yapabilirsin" ve "başarabilirsin" gibi şeyler söyledi. Eşi olan katılımcıların hepsi ikinci set sırasında yalnız olan katılımcılardan daha uzun süre egzersiz yaptı. Ne var ki teşvik edici eşleri olanlar plank hareketini yüzde 22 daha uzun süre yaparken, eşleri sessiz olanlar hareketi yüzde 33 daha uzun süre yaptı.
Irwin: O kişi seni motive etmeye kalkışmadıkça senden daha iyi olan bir eşe sahip olmanın inanılmaz derecede motive edici olduğu ortaya çıktı. Performansta yüzde 33 gelişim büyük bir orandır. Üstün eşlerin neden motive edici olmasının en büyük sebebi insanların tercihen diğerleriyle kıyaslamak istemesi. Ancak herhangi bir şey eşinizin daha iyi olduğu inancınızı sarsarsa, uygun bir karşılaştırmada çok fazla çaba sarf etmenize gerek yokmuş gibi hissedersiniz.
Irwin: Bizim teorimiz katılımcıların cesaretlendirici cümleleri üzerlerine alınmadıkları, eşlerinin kendi kendilerini motive ettiğini düşündükleri yönünde. Bu onların eşlerinin daha az becerikli olduğunu düşünmelerine neden oldu. Antrenörlerin buradan alacağı ders belki de onların doğrudan oyuncularına hitaben, yani isimlerini kullanarak konuşmaları olabilir.
Irwin: Bizim fikrimiz şu: Ortak amaçtan kaynaklanan kendini gerekli hissetme duygusu seni daha çok çalışmaya itiyor. Özellikle takımın zayıf halkası olduğunu biliyorsan bu durum geçerli... Bağ güçleniyor.

Bağlan, Sonra Yönet

Başkalaırnı yargıladığımızda (özellikle liderlerimizi) öncelikle iki karakter özelliğine bakıyoruz: Ne kadar sevilebilir olduklarına ve ne kadar korkulur olduklarına.
Emin olmak adına, insanların pek çok düğer özelliğini de dikkate alırız ancak bunların hiçbiri samimiyet ve güç kadar etkileyici değil. Hatta psikolojiye göre bu iki karakter özelliği, etrafımızdaki insanlar hakkında edindiğimiz pozitif yahut negatif izlenimlerin yüzde 90'ını oluşturuyor.
Başka bir deyişle hiç sevilmeyen bir yöneticinin iyi bir lider olarak algılanması olasılığı 2 binde bir. Yapılan araştırmaların büyüyen çoğunluğu nüfuz ve dolayısıyla liderliğin öncelikle samimiyetle başlaması gerektiğini savunuyor. Samimiyet nüfuzun yolunu açar: Güven ortamı yaratırken fikirlerin iletilmesi ve karşılanmasını sağlar.
Bir başka deneyde, insanlardan benlik saygısını kazandıran bir olay anlatmaları istendi. Çoğu kendi yetkinliğini ve kararlılığını vurgulayacak hikayeler anlattı ("pilot sınavımı ilk denememde geçtim"), ancak başkalarıyla ilgili benzer bir olay anlattıklarında o kişinin samimiyetine ve cömertliğine odaklandılar ("arkadaşım komşusunun çocuğuna özel matematik dersi verdi ve herhangi bir ücret almayı reddetti").
Güvenin olmadığı işyerlerinde genellikle "her çalışan kendi çaresine bakar" kültürü vardır: insanlar çıkarlarını korumak adına uyanık olmaları gerektiğini düşünür.
Yönetimsel ortamlarda güven; bilgi paylaşımını, şeffaflığı, akıcılığı ve işbirliğini artırır. Doğru şeyleri yapacakları ve sözlerini tutacakları konusunda beraber çalıştığınız insanlara güvenebilirseniz planlama, koordinasyon ve uygulama çok daha kolay hale gelir. Güven, aynı zamanda fikirlerin alışverişinde ve kabul görmesinde etkili rol oynar. İnsanların başkalarının mesajlarını duyabilmesini sağlar. Ayrıca bir organizasyon dahilinde üretilen fikirleri nicelik ve nitelik olarak artırır. En önemlisi de güven, insanlara dışarıya olan tavırlarının yanı sıra davranış ve inançlarını değiştirme fırsatı tanır. Nüfuz ve söylemek istediğinizi insanlara tam anlamıyla anlatabilme kabiliyetinin en hassas nokta da budur.
Diğer insanlar üzerinde gücümüz olduğunda, onları birey olarak görme yetimiz körelir. Bu nedenle liderlerin, bilinçli ve sürekli olarak kendilerini yol gösterdikleri insanların yerine koymaya çalışması gerekli.
İnsanların çoğunluğu belirsizlikten nefret eder ama arkalarında duran ve sakin kalabilen net ve cesur bir liderleri olduktan sonra belirsizlikleri çok daha iyi tolere edebilirler.
Kendinize olan güveninizi toparlamak için yapabileceğiniz fiziksel egzersizler bulunuyor. Böylece vücut kimyanız mutlu savaşçılarınki gibi olabilir. Dana Carney, Amy Cuddy ve Andy Yap'in önerisi, hayvanlar aleminde dominantlık ve kuvvetle bağdaştırılmış güçlü pozlar edinmemizi tavsiye ediyor. Bu pozlar açık, geniş ve yer kaplayan pozlardır. Araştırmalar, herhangi bir ortama girmeden yalnızca iki dakika boyunca bu pozda kalarak testosteron seviyelerinizin yükselmesini ve kortizol seviyenizin düşmesini sağlayabileceğinizi söylüyor.
Bu doğru ortamda etkili olabilir, ancak etrafınızdakiler sizin övgülerinizi hak edecek herhangi bir şey yapmadıklarsa sizin ya numara yaptığınızı yahut ayırım yapmadan herkese dalkavukluk ettiğinizi düşünürler.
Ara sıra kişisel bir hikaye de anlatmayı deneyebilirsiniz; özel ama uygunsuz olamayacak bir hikayeyi rahatlatıcı bir tonda anlatarak cana yakın ve açık olduğunuzu gösterebilirsiniz.
İnsanlar, herkesin konuşmaktan kaçındığı o aşikar gerçek hakkında bir şeyler söylediğiniz içim size saygı duyacaktır ve söylemek istediklerinizi daha içten dinleyecektir.
Doğal bir gülümsemede  yalnızca ağız etrafındaki kaslar değil, gözlerin etrafındakiler de hareket eder... Peki doğal bir gülümsemeyi nasıl üreteceğiz? Nerede olursanız olun mutlu hissetmek için bir neden bulun; içinde bulunduğunuz kötü durum kahkaha atmanızı bile gerektirebilir.
Kaçınmanız gereken bir şey de, beş yaşından büyük olan herhangi birine karşlarınız kalkık şekilde gülümsemektir. Bu sizin karşınızdakini memnun etmek ve sevilmek için fazla istekli olduğunuzu gösterir. Bu ifade aynı zamanda endişe duygusunu yansıtır ki endişe de sıcaklık gibi bulaşıcıdır. Bu, samimiyet hanesine yazılacak bir artıdan çok, güç hanesine yazılacak bir eksi olarak size geri dönecektir.
İşine hakim olmak ve kendine güven duymak, kendinizle bağ kurmak anlamına geliyor. Kendimizle bağ kurduğumuzda da başkalarıyla kurmak çok daha kolay olur.
Tam boyunuza ulaşmak, kambur durmak yerine kaslarınızı kullanarak omurunuzdaki S kıvrımını mümkün mertebe düzeltmek demek.
Tikler, kıpırdanmalar veya diğer görsel parazitler karşınızdakilere kendinizi kontrol altına alamadığınız sinyalini verir. Durgunluk sakinlik mesajı verir.
Samimiyet kurduğunuzda gücünüz bir güvence olarak açıklıkla kabul edilir. Liderliğiniz de bir tehdit değil, bir lütuf haline gelir.

Büyük Değişim Aktörlerinin İletişim Ağı Sırları

Organizasyonların gayri resmi iletişim ağlarının merkezinde bulunan değişim aktörleri, resmi hiyerarşideki pozisyonları ne olursa olsun açık bir avantaja sahipti.
Birbiriyle iletişim içinde olmayan grupları ve kişileri ilişkilendirenler büyük reformları uygulama konusunda çok daha etkiliydi. Oysa tanışık çevreleri olan kişiler, küçük değişiklikleri gerçekleştirmede daha başarılı oluyordu.
Değişim konusunda kararsız olan tarafsız kişilere yakın olmanın her zaman faydası dokunuyordu. Ama direnişçilerle yakın ilişkilere sahip olmak iki ucu da keskin bir bıçak gibiydi: Bu bağlar değişim aktörlerinin küçük değişimlere ön ayak olmasını sağlarken büyük değişimlere köstek oluyordu.
Böyle değişimler [ıraksak değişimler], alışılagelmiş değer ve uygulamaları geride bırakmayı mecbur kılar. Iraksak olmayan değişim ise, mevcut kural ve uygulamaları yıkmaktansa, onların üzerine inşa eder.

Uzmanlar Nasıl Nüfuz Kazanır?

Bu şekilde, Saxon'un risk yönetimi grubu kurumun dikkate alması gerkeen birçok iç ve dış sorun belirledi. Saxon'un CRO'su yönetim komitesi toplantılarında ve aylık kurul toplantılarında bir koltuk talep etti ve aldı da... Kendisine önemli kararların da alınacağı görüşmelerde görünülebilirlik ve devamlı risk yönetim bakış açısı beyan etme şansı tanındı.
Saxon'un CRO'sunun üst düzey hükümet forumlarındaki görülebilirliği, bakış açısını ayırt edici ama ulaşılabilir bir dilde sunmasını gerektiriyordu. Bunu yapmak için o ve grubu üç aylık risk raporu gibi araçlar buldu. Rapor kurula sunuldu.
Mesela Saxon'un risk yönetim grubu, senaryo planlayan şablonlarının erken versiyonlarını bölgesel yöneticilere verdi. Sonra yöneticiler bunları üst yönetim kadrolarıyla görüştü. Onlar da geribildirim sağladılar ve son şablonda kendi etkilerini gördüler.
Saxon'un risk yönetimi grubunun yaptığı üç aylık rapor, kompleks risk modellerinden alınan veriyi içeriyor olsa da, CRO ve görevlileri teknik jargon kullanılmamasına titizlik gösterdi. Örneğin, riskler ilk dört ya da beş sayfada herkesin aşina olduğu trafik ışığı sembolleriyle gösteriliyordu. Araçları ve onlardan alınacak verimi düşündükleri için kurul üyeleri ve işletme yöneticileriyle yan yana çalıştılar.

Nüfusun Kullanımı ve İstismarı

Cialdini: "Önemli değil" demeyin. Biri teşekkür ettiğinde ciddi bir ikna gücü elde ederiz. O yüzden "Tabii ki! Her iş arkadaşı birbiri için böyle şeyler yapar" diyerek eyleminizin iş arkadaşlığı açısından önemini vurgulayın.
Cialdini: ...Frank Flynn tarafından yapıldı. Büyük bir telekomünikasyon şirketinde fedakar davranışları inceledi ve insanlar iş arkadaşlarına yardım ettiklerinde iki şeyin gerçekleştiğini gördü. Birincisi, yardımda bulunanlar, iş arkadaşları tarafından çok değerli kabul ediliyordu. İkincisi, kendi projelerinde daha az verimli oluyorlardı... Flynn, fedakar kişinin hem sosyal değerini hem de verimliliğini artıran bir şey buldu. Bu, yapılan iyiliklerin sayısı değil; karşılıklı iyiliklerin sayısıydı. İlk baştaki verici kişi, arkadaşlarının, yardıma gönüllü değil aynı zamanda hevesli insanlar olduğu hissiyatı veren bir karşılıklılık havası yaratıyor. Destek, iki yönlü bir ortaklık gibi şekillendirilerek yatırımın geri dönüş olasılığı artırılabilir.
Cialdini: Daniel Kahnemann belirsizlik hallerinde insanları harekete geçirmeye çalışıyorken kazanç değil, kayıp kavramlarının psikolojik olarak daha güçlü olduğunu ortaya koyduğu çalışmasıyla Nobel Ödülü kazandı.
Cialdini: İnsanların baktıkları diğer yer iş arkadaşları. Bir iki kişi toplantıda gönülsüz davranıyorsa, yöneticinin bu kişilerin üzerine gitmemesi, hizaya sokmaya çalışmaması lazım. Aksine, grubun planı destekleyen saygın bir üyesini belirlemesi ve durumu değerlendirmesini istemesi gerekir. Ne yapmamız gerektiğiyle ilgili kararlar söz konusu olduğunda, iş arkadaşları genellikle yöneticilerden daha ikna edici olurlar.
Cialdini: Biz'in gücü. İnsanlar kendilerini ortak bir kimlik paylaştıkları büyük bir grubun parçası olarak gördüklerinde, normalde kendi menfaatleri için atmayacakları adımları atmaya gönüllü oluyorlar.
Cialdini: Neden bilmem, insanlar yazdıkları şeylerin arkasında duruyor. Tercihlerini daha bilinçli yapmış gibi hissediyorlar.
Cialdini: Ortak nokta bulabilmek önemlidir çünkü bizim gibi insanları severiz. Nüfuzun bir başka ilkesi de budur. Eğer bu benzerlikleri bir çıkış noktası olarak kullanırsanız ve bunu dürüst bir şekilde yaparsanız, sizi sevecekler ve siz de onları sevmeye başlayacaksınız.
Cialdini: Bir bilgi kaynağını ne kadar yerelleştirebilir ve kişiselleştirebilirsek, insanları kendi istediğimiz yönde harekete geçirme ihtimalimizin o kadar artacağı çok açık.
Cialdini: Hipotezimize göre organizasyonlar, firma dışında bir sahtelik kültürüne izin veriyor ya da teşvik ediyorsa; organizasyon dahilinde bu sahtekarlıktan memnun olmayan insanlar işi bırakacak ve bırakana kadar da rahatsız ve stresli olarak hayatlarına devam edeceklerdir. Aksine, sahtekarlıkla bir problemi olmayanlar organizasyonda kalacaktır. Neticede organizasyon, hile yapmaktan çekinmeyen ve organizasyona karşı da hile yapabilecek insanlarla dolu bir yer haline gelecektir.
Cialdini: Yine ilgili bir deneyde, insanlara bir tercih hakkı tanındı ve hile yapan insanlarla çalışabilecekleri söylendi. Bunu kabul eden insanlardan oluşan ekip, kabul etmeyenlerden oluşan ekibe oranla yüzde 50 daha fazla hile yaptı.

Şilili Maden Kurtarma Ekibinden Liderlik Dersleri

Ama mevcut durumlar ve arzu edilen sonuç arasındaki uçurum, psikolojik olarak boğucu olabilir ve insanları hareketsizleştirebilir. Dolayısıyla liderlerin, takipçilerine umut aşılaması hayati önem taşır.
Belirsizlik zamanlarında liderlerin çok yetenekli insanlardan oluşan çeşitli grupları gönüllü olarak alması ama öncesinde hükme bağlanmış düşünceleri ve klişe çözümleri arkalarında bırakmalarını istemesi gerekir. Grup birlikte keşfetmeli, deney yapmalı ve icatta bulunmalı ve derin bilgi ve fikirlerini sadece uygulamamalı, onları bütünleştirmelidir.

1 Eylül 2013 Pazar

Olivier Assayas -Carlos the Jackal

Dünyanın büyük devletlerinin arananlar listesinde ilk sırada yer alan, hakkındaki herhangi bir olaydan bahsedilirken efsanevi havanın katıldığı ünlü uluslararası terörist Ilich Ramírez Sánchez'in, namı diğer Çakal Carlos, 1970lerden yakalanıp Fransa'da hapishaneye koyulduğu 1994 yılına kadarki hayatını içeren üç bölümlük kısa dizi. 

Dizide dikkatimi çekenler:
-Dizi, hikayenin tarihi bilgi ve belgelerin araştırılmasıyla ortaya çıktığını, Carlos'un hayatıyla ilgili çoğu detayın hala sır olduğu ve bu yüzden dizinin bir kurgu olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek başlar.
-Ilich Ramírez Sánchez, Venezuelalı bir Marksist-Leninist'tir.
-FHKC'nin Avrupa sorumlusu Muhammed Boudia'nın bombalı suikastte ölür. Carlos, FHKC'nin lideri Waide Haddad'la Beyrut'ta görüşerek Boudia'nın yerine talip olur.
Ramirez: I believe I can replace him.
Haddad: You're still a boy. I need men.
Ramirez: So you don't trust me because I'm young?
Haddad: Yes, prove yourself. We will give you mission.

-Ramirez, dünya üstündeki devrimcileri birleştirmeyi hedefler, metot olarak uluslararası bir mücadeleyi savunur.

-Ardından dünya üzerindeki devrimci gruplardan destekler gelmeye başlar: Japon Kızıl Ordusunun Markist-Leninist örgütü de Filistinlilere ideolojik olarak sempati duyar, Alman Devrimci Hücreleri destek verir, İhtilaci Hücreleri destek verir.
Angie : Carlos scares me. Life means nothing to him.
Boni : He's a soldier. A leader. You're under his command.
Angie : I'm a political militant. I hate armies and soldiers. I fight for a cause.
Boni : So does he.
Angie : I wish I were so sure.

-Etrafına bayanlardan bir çember kurar. Ve bu çemberi hem kendini hem silahlarını saklamak için kullanır.
-İlk bölümün sonunda Carlos, evine  gelen üç Fransız ajanını soğukkanlılıkla vurur.

-1975 yılında Viyana'daki OPEC toplantısında büyük çoğunluğu bakan olan 60dan kişiyi rehin alır ve üç kişiyi öldürür. Ardından yapılan pazarlıkların sonunda uçakla Cezayir'e inerler ve rehineler serbest bırakılır, Carlos 20 milyon dolar civarı para alır ve serbest kalır.


-Macaristan'a gider. Gizli servis kendisini takip eder. Carlos'un kafası atar ve silahı alıp aşağı iner, kendisini takip eden Macar gizli servis ajanlarını tehdit eder. Ardından Macar gizli servisinden yetkililer gelir ve güvenliğini sağlamayı teklif ederler.
Carlos: My personal respect is my commitment.

-OPEC baskını sonrası Libya delegesini öldürdü diye kızıp uçağı Libya'ya indirtmeyen Kaddafi, müttefik olur.
-Soğuk savaş bitince eski müttefikler (Suriye, Irak, Libya, Batı Almanya, Macaristan, Rusya..) desteklerini keserler. Ve Carlos İran'ın desteğiyle kendine Sudan'da yer bulur. Carlos'un Sudan'da olduğunu tespit eden Fransızlar Sudanlı yetkilerle anlaşır, Sudanlılar Carlos'u uyuşturup uçağa bindirir ve Fransız gizli servis başkanı "fransız topraklarındasınız" der.

-Edgar Ramirez, oyunculuk olarak çok iyi iş çıkarmıştır. Müzikler kötü olmamakla birlikte çok iyi de değildir. Senaryoda olay kurgusu, bütün anlatmak istenen olayları üç bölüme sığdırmak için hızlı işlenmiştir, fakat iyi-kötü arası eşik sınırını aşmamış, iyi tarafta kalmayı başarmıştır. Politik gangster film izlemek isteyenlerin kaçırmaması gereken bir eser olmuş.