21 Kasım 2014 Cuma

Ümit Yaşar Oğuzcan - Bir Gün Anlarsın

Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

18 Kasım 2014 Salı

Bunker Roy: Learning From A Barefoot Movement

Bizdeki köy enstitülerini andıran Barefoot College'ı kuran Bunker Roy'un anlatımıyla Barefoot Movement. Aslında benim hoşuma giden, bitirişidir. Aşağıda alıntılıyorum.

"I'll just wind up by saying that I think you don't have to look for solutions outside. Look for solutions within. And listen to people. They have the solutions in front of you. They're all over the world. Don't even worry. Don't listen to the World Bank, listen to the people on the ground. They have all the solutions in the world. I'll end with a quotation by Mahatma Gandhi:
'First they ignore you, then they laugh at you, then they fight you, and then you win.'
Thank you."

11 Kasım 2014 Salı

Johann Wolfgang Von Goethe- Yaşamımdan Şiir ve Hakikat

"Derin düşünceye sahip insanlar gelecekte olduğu kadar geçmişte de yaşama ihtiyacı duyarlar."

Bitiremediğim kitaplardan birisi oldu. Kitap 840 sayfa fakat ben 528.sayfada bırakmak zorunda kaldım. 
Hani Murat Menteş diyor ya; "Hayatım bir film olsaydı, izlerken ya uyuya kalır ya da yarısında çıkardım", Goethe'nin otobiyografisi olan bu eseri de öyle olmuş. Ama bu kitabın kötü olduğu anlamına gelmiyor. Sadece belli bir süre sonra ilginçliğini kaybediyor ve düz ilerliyor. Fakat Goethe'nin hayatı, yaşadığı dönem ve bu dönemin önemli karakterleri hakkında inanılmaz detaylı bilgi verdiğini belirtmeliyim.
Goethe, hatırladığı ilk anılarından başlayarak, detaylardan kaçınmayarak ve aldığı dersleri de ilave ederek -kitabı bitiremediğimden nereye kadar olduğunu bilemiyorum- hayatını anlatıyor. Küçük Goethe'yi, çocukluğunun geçtiği yerleri ve çocukluk arkadaşlarını biz okuyucularına tanıtıyor. Detaylı bir şekilde annesini ve babasını tanımlıyor. Özellikle savaş yıllarında evlerinde yaşananlardan bahsederken babasının karakteri üzerine eğiliyor. İştahını kaçıran ve hayat pırıltısını kaybettiren ilk büyük aşkı Gretchen ile tanışmasını, konuşmasını ve sonra nasıl ayrıldığını ve bu ayrılışın kendisindeki yıkımı yazıya döküyor. Eğitim ve öğretimini, okuduğu kitaplardan yazdıkları hakkında aldığı geri bildirimlere kadar önemli gördüğü hiçbir detayı atlamadan uzun uzadıya, "la çok anlattık ya" demeden okuyucuyu yormak istercesine yazmış. Ve tüm bunlar ışığında Faust'un altyapısını çıplak gözle görecek dereceye yükselebiliyoruz. Aşağıda göreceğiniz kitaptan alıntılardan dolayı aslında bu yazının başlığını çok kolaylıkla "Goethe'den Özlü Sözler" koyabilirdim..
Goethe'nin hayatında dikkatimi çeken özellikler:
-Anlattığı kız arkadaşlarının sayısına ve yaşadıklarına bakarsak zamanında çapkınlığın en öndeki safında yer almış.
-Shakespeare ve Rousseau inanılmaz derecede düşünce dünyasını etkilemiş. Ayrıca Yunan mitolojisi, fikirlerinin temelini besliyor. Bunlara resim sanatı da destek olmuş. Çok genç yaşlarda şiir ve roman yazdığı gibi resimler de yapmış.
-İlginç şekilde özellikle kitabın başlarında birinci tekil şahıs ağzıyla anlatırken yer yer kendisini "erkek çocuk" diye betimleyerek anlatımına devam ediyor.
-İncil'e inanılmaz hakim. Geçen olayları en detayına kadar biliyor. Ayrıca diğer ilgi alanları da kendisini daha da geliştirmesine yardımcı olmuş.
"'Öpmek yok!' dedi, 'O sıradan bir şey, ama sevmek başka.'"
"Ağaçlar gökyüzüne uzamasın diye uğraş verildi."
"Ayrıca bana Wetzlar'a, Regensburg'a, aynı şekilde Viyana'ya ve İtalya'ya gitmem gerektiğini de anlatırdı ama önce Paris'in görülmesi gerektiğini defalarca söylemişti, çünkü insan bir kez İtalya'ya gitti mi, ondan sonra artık hiçbir yeri beğenmezmiş."
"Akrabalarını ve dostlarını sonsuza dek kaybetmeye hemen karar veremezler; akıllarına, onlara dönüş yolunu uzaklardan gösterecek yüksek bir kule yapmak gelir. Ama bu deneme, ilk çaba gibi başarısız olur. Onlar öyle hemen mutlu ve akıllı, sayıca çok ve birlik olamazlar. Tanrılar onların kafasını karıştırır, inşaat yarım kalır, insanlar dört bir yana dağılır; yeryüzünde yerleşim sağlanır ama insanlar artık bölünmüştür."
"Küçük kapının yeriyle ilgili olarak da fikir ayrılıkları vardı. Böylece bana, insanların çok basit ve kolayca anlatabilecek bir konu hakkında birbirine zıt görüşlere sahip olabileceklerinin ve bu görüşlerinde ısrarlı olabileceklerinin ilk örneğini vermiş oldular. Masalın devamını anlatmayı inatla reddedince, bu ilk bölümün sık sık anlatılmasını istediler. Olayları olabildiğince değiştirmemeye çalıştım, hikayemin kurgusunun aynı kalması dinleyicilerimin zihinlerinde masalın gerçeğe dönüşmesini sağladı."
"Herkes gibi ben de ismime aşıktım ve bütün genç ve cahil insanların yaptığı gibi adımı her yere yazıyordum."
"Gençler üniversitelerden genel bilgiler edinmiş olarak dönerler, bu iyi ve güzel bir şeydir, ancak onlar kendilerini bilge sandıkları için, önlerine çıkan her şeye bu bilgileri uygulamaya kalkışırlar, çoğunlukla bu olumlu bir şey değildir."
"Ne yapalım, gerçek hayat bazen pırıltısını öyle kaybediyor ki, zaman zaman hayal ürünü denen cilayla yaşamın parlatılması gerekiyor."
"Resim tutkunları arasında, özellikle kaçırmadığım müzayedelerde, tarihsel konuya sahip herhangi bir resmin neyi anlattığını, konusunun İncil'den mi, dünya tarihinden mi ya da mitolojiden mi alındığını hemen söylemekle ün yapmıştım; metafor kullanılan resimleri anlamakta her zaman isabet kaydetmesem de, benden daha iyi anlayan iri çok nadiren çıkıyordu."
"Ne yazık ki iyi alışkanlıklar edinmemiz veya saygın bir davranış sergilememiz, bunlar doğru olduğu için değil, başkaları böyle istediği için isteniyordu bizden; başkaları ne der, her zaman söylenen buydu, bense başkalarının her şeyi veya bir şeyi değerlendirecek kadar dürüst olduğunu sanıyordum. Şimdi yaşadıklarım ise bunun tam tersiydi."
"Oysa bana söylemesi gereken tek şey şuydu: Yaşamda sadece eylem söz konusudur, zevk ve acı kendiliğinden gelir. Bu arada gençlerin kendilerini gerçekleştirmelerine izin verilmelidir, yanlış ilkelere bağlanıp kalmaları uzun sürmez, yaşam onları kısa zamanda bu yanlış ilkelerden koparır ya da uzaklaştırır."
"Bir kitap yakılırken benim de orada bulunmam gerçekten anmaya değer bir şey. Komik bir Fransız romanıydı bu, gerçi roman devlete karşı değildi ama ne dini ne de gelenekleri gözetiyordu. Cansız bir şeyin cezalandırılmasını görmek gerçekten ürkütücü bir duyguydu. Top top kağıtlar ateşte açılıyor, fırın kürekleriyle karıştırılıp ateşle daha çok temas etmesi sağlanıyordu. Çok geçmeden yanan kağıtlar havada uçuşmaya başladı, insanlar bunları merakla yakaladılar. Biz de bir tane yakalayıncaya kadar uğraştık, yasaklanmış eğlenceyi elde etmek isteyenlerin sayısı hiç de az değildi. Hatta yazarın herkesçe tanınmak gibi bir sorunu varsa, bundan iyisini kendisi bile yapamazdı."
"Her zaman romanların zararlı oldukları vaazı verilmez mi, terbiyeli bir kızın ya da yakışıklı genç bir adamın kendini daha kötü ya da daha iyi birinin yerine koymasının ne zararı olabilir? Olağan yaşam daha mı değerli ya da insan kendisinin her güzel arzusunu reddedecek kadar sıradan gereksinimlerin esiri mi?"
"6 Ağustos 1771 tarihinde doktora sınavımı verdim; ertesi gün Schöpflin yetmiş beş yaşında öldü. Yakından tanımasam da, üzerimde önemli bir etkisi olmuştu: Çünkü önemli çağdaş adamlar büyük yıldızlara benzerler, ufukta kaldıkları sürece veya gözden kaybolmadıkları sürece, bu tarz mükemmellikleri kavrama yetisine sahipsek, onları izler, güçlenir ve bilgileniriz."
"Doğanın birbirine uyumlu yarattığı genç bir çift için kızın öğrenme, erkeğin öğretme aşkıyla dolu olmasından daha güzel bir birliktelik olamaz. Böyle bir durumdan hem temeli sağlam hem de güzel bir ilişki doğar."
"Sizi eğitmeye çalıştığını açıkça belli eden bir arkadaş sizde huzur bırakmaz; oysa bir kadın yüce, sevinç getiren bir varlığa tapar gibi, şımartır görüntüsü vererek sizi eğitir."
"İnsan önemli olanı görmeli, peki önemli olan nedir? Bu soruya yanıt bulmak için İsviçreliler uzun uzun düşünmüş olmalı: Çünkü en önemli olan her zaman için yeni olandır diyerek biraz tuhaf ama güzel, hatta esprili bir fikir öne sürdüler; buna bir süre kafa yorduktan sonra, olağanüstü olan her zaman diğer her şeyden daha yenidir dediler."
"Kuram ve uygulama her zaman birbirini etkiler; yapıtlarından yola çıkarak insanların düşünce tarzını, düşüncelerden yola çıkarak insanların neler yapabileceklerini tahmin edebiliriz."
"İnsanın ruhunu çok mutlu eden iki şey vardır: Seyretmek ve düşünmek. Fakat seyretmek için her zaman bulunamayan değerli bir konu ve sıra dışı önemli bir eğitim gerekir. Oysa düşünmek için gerekli olan şey duyarlılıktır; düşünce içeriği kavrar, eğitimin aracı da budur."
"Zaman sonsuz denecek kadar uzun, gerçekten dolu dolu yaşamak isterseniz, her geçen gün, içine pek çok şey koyabileceğiniz bir fıçı aslında."
"İstencimiz, şartlar ne olursa olsun yapacağımız şeyin habercisidir. Fakat bu şartlar kendine özgü biçimde bizi ele geçirir. 'Ne' bizim içimizde, 'nasıl' da nadiren elimizdedir, 'niçin'i ise sormak gerek, bu yüzden haklı olarak dikkatimiz 'bu yüzden'e çevrilir."

Goethe, Johann Wolfgang von, "Yaşamımdan Şiir ve Hakikat", Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Haziran 2009, İstanbul, Çev. Mahmure Kahraman
resim: http://aforizma.co/files/2013/04/rg_goethe.jpg

9 Kasım 2014 Pazar

Ağva

Bayramlarda evde oturmayı sevmiyorum. Evet, nerede o eski bayramlar?! Aslında sadece eskinin bayramları değil, eskinin bizleri de artık yok. Her şey eskiden çok daha farklı. Bir şikayet mi? Hayır, değil; zamanın getirdiği bir zorunluluğun farkındalığı. Hele ki bu kadar hızlı değişimin yaşandığı bir zamanda her anın şimdisinden çok farklı eskide kalmak çok daha da zor.
Her bayramda olduğu gibi evde kalırsam eve tıkalı kalıp tutsak olacağımı bildiğim için yine her zamanki gibi kaçmaya çalıştım. Uzun süredir hakkında çok şey okuduğum, ballandırılarak anlatılan ve tatil köyü olarak lanse edilen fakat çok yakınımda olmasına rağmen hiç gidemediğim Ağva'ya gitmeyi son Kurban bayramında kafaya koydum. Bir dostuma beraber gitmeyi teklif ettim. Kabul edince geriye plan yapmak kaldı.

Aslında plan adına yaptığımız tek şey nereden gidebiliriz'i öğrenmek ve gitmeden önce kalacak bir yere rezervasyon yaptırmak. Ağva ile alakalı sadece yürümemiz gerektiğini biliyorduk. Ve bayramın ikinci sabahında erken saatlerde Üsküdar'da Mihrimah Sultan Cami önünde dostumla buluştuk. Ağva'ya giden otobüsler Kadıköy tarafına biraz yürüyüp Marmaray durağını geçtikten sonra sol taraftan kalkıyor. 139A gidiyor; tam bilet 14 TL. IETT aracı olmasına rağmen şehirlerarası yolculuk gibi yazıhaneden bilet alıyorsunuz ve koltuk numaranız var.
3-4 saat sonra Ağva'daydık. Hemen kalacağımız yeri bulduk: Yasmin Motel. Tavsiye ederim. Cihad abimizin ailesi işletiyor. Temiz ve büyük odalar. Ayrıca Ağva'da gitmek isteyeceğiniz her yere yakın, daha kısa ifadesiyle Ağva'nın göbeğinde. Yerleşmeyi tamamladıktan ve biraz dinlendik.
Karşılıklı iki fener var. Biz bugün az zamanımız olduğu için otel tarafında kalanın sahilini boydan boya gezdik. Kulaklarınızı sahile vuran dalgaların sesi dolduruyor. Yalın ayaklarınız kuma batıyor ve açtığını çukurları gelen dalgalar doldurup teninize dokunuyor, utangaç gibi hemen ardından geri çekiliyor..
Sonraki günde hedefimiz karşı taraftaki fenere erişmek idi. Önce aranızdaki kanalı aşmak için kanal boyu yürümeniz gerek. Yarım saat sonra karşınıza çıkan köprüden geçip direk tepeleri yaran yollardan ilerleyince iki yol ağzına geliyorsunuz. Sağdakini seçerseniz Kilim Beach plajına varıyorsunuz.
Turizm mevsiminde olmadığımız için bomboştu. Etrafı yüksekçe tepeler sarmış saklı mabet gibiydi. Karadeniz daha büyük vuruyordu kıyıya. Biraz da burada oyalandıktan sonra Ağva'ya gelip de gitmemiz gereken yerlerden birine geldik: Kilim Restaurant. Buraya gitmek gerek. Sadece burada oturup çay içmek için bile gitmek gerek. Çünkü manzarasına değer.
Fiyat/performans oranı yüksek olmasa da midenize oturacak kadar kötü değil. Garsonlar ağır. Ama temiz bir mekan. Ağva'ya gelmiş iseniz dışarıda manzaraya karşı çay içmek için o kadar yolu tepmeye fazlasıyla değer .
Yolumuza devam edelim dedik. Fakat yaşadığımız bir maceradan dolayı geldiğimiz yoldan geri dönmek zorunda kaldık.
Özetle; gidilebilir ancak illa gitmeniz gereken yerlerden biri değil çünkü burada karşılaşacaklarınızı ve bulacaklarınızı çok daha güzel başka yerlerde de görebilirsiniz. Benim açımdan en azından gidilecek yerler listemden bir yere daha tik attım. Hem de iki mavi tik :)