20 Ekim 2013 Pazar

Pierre Coffin/Chris Renaud- Despicable Me 2


Her ikinci filmi izlemeye başlarken "ya birincisi kadar iyi olmaz ve bu ikincisinden dolayı birincisini de bir daha izlemek istemezsem?" endişesini taşırım. Yine oldu. Şükür ki izlememeye karar verecek kadar kötü değildi.
Fakat kabul etmek gerekir ki birincisi kadar orijinal ve kaliteli olmamış. Filmi yine minyonlar alıp götürmüş. Birinciye oranla senaryonun orijinalliği yok. Guru'nun filmin senaryosuna orijinallik katma etkisi hiç olmamış. Guru üzerine ne inşa edilebilirdi bilmiyorum fakat burada bir baba olmanın ötesine geçememiş. İlk filmde en kötü olmaya çalışıyordu ancak burada iyi olmaya yönelik çabası da itici şekilde yansıtılmış; örnek olarak doğumgününde peri kızı olması. Özellikle kız-baba handikapı hiç iyi gitmemiş; sanki filmin süresini bir buçuk saate uzatabilmek için eklenmiş gibi. Ama minyonları, bildiğimiz karakteristik özelliklerinin tam tersine çevirmek, mor renk ve huysuzluk, güzel olmuş. Minyonların çılgınlıkları sizi yine bol bol güldürecek ve film sonrasında aklınızda kalacak sahnelerin çoğunda yer alacaklar. İlk film gibi, Agnes sizi yine duygulandıracaktır.
Minyonlar ve Agnes'in birinci filmdeki "it's so fluffy" sahnesini herkesin üzerinde denemesi hatırına izlenir: 7/10.

Filmin en komik sahnelerinden birisi:


Ve kısa filmlerden birisi:

Filmin sonundaki şarkı:

Lesley Hazleton- The doubt essential to faith

Kuran üzerine yaptığı konuşmasından tanıdığımız Lesley Hazleton, Hz.Peygamber'in biyografisini yazarken ilk vahyin gelmesinden sonra Hz.Peygamber'in tepkisine şaşkınlığıyla üzerine düşünmeye başladığı inanç ve şüphe hakkındaki mülahazalarıdır.



"Too human for some, like conservative Muslim theologians who maintain that the account of his wanting to kill himself shouldn't even be mentioned, despite the fact that it's in the earliest Islamic biographies. They insist that he never doubted for even a single moment, let alone despaired. Demanding perfection, they refuse to tolerate human imperfection. Yet what, exactly, is imperfect about doubt? As I read those early accounts, I realized it was precisely Muhammad's doubt that brought him alive for me, that allowed me to begin to see him in full, to accord him the integrity of reality. And the more I thought about it, the more it made sense that he doubted, because doubt is essential to faith."

"If this seems a startling idea at first, consider that doubt, as Graham Greene once put it, is the heart of the matter. Abolish all doubt, and what's left is not faith, but absolute, heartless conviction. You're certain that you possess the Truth -- inevitably offered with an implied uppercase T -- and this certainty quickly devolves into dogmatism and righteousness, by which I mean a demonstrative, overweening pride in being so very right, in short, the arrogance of fundamentalism."

"This isn't faith. It's fanaticism, and we have to stop confusing the two. We have to recognize that real faith has no easy answers. It's difficult and stubborn. It involves an ongoing struggle, a continual questioning of what we think we know, a wrestling with issues and ideas. It goes hand in hand with doubt, in a never-ending conversation with it, and sometimes in conscious defiance of it."

15 Ekim 2013 Salı

David Shore- House M.D.



Takip ettiğim dizilerin tek tek bitmesi veya izleyebileceğim en iyileri izlediğim için üniversite yıllarında oda arkadaşımın takip etmesinden dolayı birkaç bölümünü izlediğim House M.D. dizisine başlamaya karar verdim.
Dr. Gregory House, Princeton-Plainsboro Eğitim Hastanesi'nde teşhis ekibinin lideridir. Hastaneye gelen en ilginç vakaları üç kişilik ekibiyle çözmektedir. House, geçmişinden yaralı olan, insanlara güvenmeyen ve arkadaş ilişkisi kuramadığından insanları kendisinden uzaklaştıran, fakat insan hayatına herşeyden fazla önem veren ukala iğneleyici fakat zeki idealist ve pratik yaşlı sakat karizmatik bir doktordur. O'na tıp dünyasının Sherlock'u diyebiliriz; oturduğu yerin adresi 221B ve Wilson adında tek arkadaşı var. Daha detaylı olarak burada ve şurada ve orada kıyaslamalar yapılmış. Dr. House, ayağından dolayı yaşadığı acıları kesmek için ilaç müptelası olmuştur. Meseleleri ciddileştirmemekte, olayları alaya almaktadır. Dizi, House'un kinayeleriyle eğlendiriyor, House'un yaşamı üzerine yapılan diyaloglarla düşündürüyor.

İlk sezonun ardından kılda kalan diyaloglar:
Rebecca Adler: I just want to die with a little dignity.
Dr. House: There's no such thing! Our bodies break down, sometimes when we're 90, sometimes before we're even born, but it always happens and there's never any dignity in it. I don't care if you can walk, see, wipe your own ass. It's always ugly - always! We can live with dignity - we can't die with it.
John: You don't risk jail and your career just to save somebody who doesn't want to be saved unless you got something, anything, one thing. The reason normal people got wives and kids and hobbies, whatever, that's because they don't got that one thing that hits them that hard and that true. I got music; you got this. The thing you think about all the time, the thing that keeps you south of normal. Yeah, makes us great, makes us the best. All we miss out on is everything else. No woman waiting at home after work with the drink and the kiss. That ain't gonna happen for us.
Dr. House: That's why God made microwaves.
John: Yeah. But when it's over... It's over.
Dr. House: I take risks; sometimes patients die. But not taking risks causes more patients to die, so I guess my biggest problem is I've been cursed with the ability to do the math.

Lola: You got a big "Keep Out" sign stapled on your forehead.
Dr. House: That explains it, I told them to put it on my door.
Lola: Even if real human contact is something you don't have or even want or need, you should at least be able to see it in other people.
Dr. House: Yeah. Right. True love. That's just how we match organs these days. There's a couple in France, high school sweethearts - they're trading brains.
Dr. House: This is not your first child is it? And he doesn't know.
Patient: I was 18, I got pregnant, got married, we had the most beautiful little girl, Grace, she had infantile Alexander's disease.
Dr. House: I'm sorry.
Naomi Randolph: Two years we watched her die, my husband, my uh first husband was a.. a great guy, but after that I couldn't even look at him without thinking of her. I left him, I left my job, I left my everything.
Dr. House: Very moving story. Explains why you're being so selfish.
Naomi Randolph: I'm willing to die to protect my husband.
Dr. House: Because it's what you want, your husband wants you to live.
Naomi Randolph: Well he doesn't understand...
Dr. House: (cutting in) Oh, who the hell does?! Tragedies happen, if you think turning yourself into a disposable incubator for a few weeks is going to protect your baby from all the crap in this world go ahead die happy, I've got no problem with people killing themselves, but don't think it makes you a hero.
Dr. Wilson: You're not going to be happy with anyone.
Dr. House: So what, your advice is... hire someone I'm not happy with and be happy?
Dr. Wilson: No, my advice is much more subtle. Stop being an ass.

Dr. House: Yeah, sorry, that was me. I had to dope him up to get him in here. Guy doesn't think he's sick.
Dr. Cameron: Who does?
Dr. House: His wife.
Dr. Cameron: The woman you used to live with.
Dr. House: That's her Indian name. On her driver's license it's Stacy. I assume you have a point.
Dr. Cameron: You believe her over the patient himself. That's why we're taking this case.
Dr. House: The truth, I hear voices. All the time. Telling me to do stuff, it's crazy, huh?
Dr. Cameron: What happened to "everybody lies"?
Dr. House: I was lying.

İzlenir mi? Prison Break, Breaking Bad, Sherlock, The Sopranos, Game of Thrones, House of Cards, Leyla ile Mecnun, Friends, The Big Bang Theory, Seinfeld, Madmen üzerine izlenir. Ha, ben diziyi bitirecek miyim? Elbette ki.

5 Ekim 2013 Cumartesi

Tom Hooper- The Damned United

The Damned United; Derby County takımında yaptıklarıyla 44 günlüğüne başına getirildiği zamanın en iyi takımı Leeds United'ın akabinde Nottingham Forest ile mükemmel işler başaran Brian Clough'un David Peace'in kaleminden çıkan The Damned Utd adlı romandan esinlenilmiş 44 günlük Leeds macerası. Bu sırada yardımcısı Peter Taylor ile arasında geçenler de aktarılmaktadır. Çok bariz hatalar yapılmış olsa da futbol severlerin -özellikle de cm veya fm oynayanlardansanız- beğenerek izleyecekleri bir eser. 
Film, çoğu futbol filminde olduğu gibi şaşalı günlerin üzerine düşmüyor, bunun yerine bir teknik direktörün en kötü günlerini ele alıyor: adını kulübün tarihine yazdırmış bir teknik direktörden sonra iyi bir takımın başına geçmek ve kulüp futbolcularına kendini kabullendirmeye çalışmak. Özellikle de öncesindeki teknik direktörle aranızda iyi ilişki de yoktuysa işiniz çok daha da zorlaşır. Saha ve kupa sahneleri yerine soyunma odası ve koridorları hikayelerine dayanıyor. Gözüme çarpan şey, günümüzün Brian Clough'u Jose Mourinho'dur:
Brian: I wouldn't say I was the best manager in the country. But I'm in the top one.
Jose: I'm not the best in the world, but I don't think anyone is better than me.
Filmde geçen sahnenin gerçeği:

En iyi sahnelerden birisi:
Manny Cussins: I hired you to do this job because I think you're the best young manager in this country.
Brian Clough: Thank you. I'm the best old one, too.
Manny Cussins: I also did it under the assumption that you would be coming here wanting the best for this club. For the city of Leeds. So why do I get the feeling this is all about you and Don?
Brian Clough: Of course it's just about me and Don. Always has been. But instead of putting frowns on your foreheads, all you elders of Leeds in your blazers and your brass-fucking-buttons, it should put big white Colgate smiles on your big white faces. Because it means I won't eat, and won't sleep until I've taken whatever that man's achieved, and beaten it. Beaten it so I never have to hear the name Don fucking Revie again. Beat it, the only name anyone sings in the Yorkshire ale houses, raising their stinking jars to their stinking mouths, is Brian Clough. Brian Clough uber-fucking-alles! Understand?

Kovulmasının hemen sonrasında geçen röportajın aslı:

3 Ekim 2013 Perşembe

Lev Nikolayeviç Tolstoy- İnsan Neyle Yaşar?

İnsan Neyle Yaşar?; İncil'in güzel ahlakla ilgili baplarının bir nevi yansıması olan altı hikayeden oluşuyor. Tolstoy, yaşanılabilirliği yüksek hikayeleriyle İncil'in öğretilerini günlük hayata indirgiyor. Zaten ilk üç hikaye direk baplarla başlıyor ve sonrasındaki hikayede bu baplara atıf yapılıyor.
Her hikayede çoğunluğu oluşturan kötülerin arasında İsavari masum ve temiz, artniyetsiz, güzel ahlaklı, İncil'in öğretilerine sımsıkı bağlı olan, bundan dolayı hikayenin sonunda hep haklı çıkan senin ve benim yerinde olabileceğimiz bir Rus insanı vardır. Ancak hikayelerde kötüler, kötülüklerini yapmaktan geri kalmazlar. Hikayeler, "bunu yapmazsan şöyle iyi şeyler olur"un yerine "bunu yaparsan şöyle kötü şeyler olur" mentalitesi üzerine kurulmuş.

İnsan Neyle Yaşar?

"'Tanrı'yı seviyorum' deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı'yı sevemez." (1.Yuhanna 4:16 bap.)
Tanrı, Mihail adlı meleğini üç sorunun cevabını bulması için huzurundan kovar.
"Tanrı da bana şöyle dedi: 'Git kadının ruhunu al, sonra da şu üç kelamımı öğren: İnsanda ne var? İnsana ne verilmemiştir? İnsan neyle yaşar? Bunları öğrenince yine göğe döneceksin.'"
Mihail, cevapları aramak için insan kılığına girer.
"Evvelce insanca ihtiyaçları hiç bilmez, soğuğu, açlığı hiç tanımazken bir anda insan olmuştum. Açtım, soğuktan donuyor, ne yapacağımı da bilmiyordum. Bir küçük kilise gördüm, Tanrı'nın kilisesine sığınmak istedim. Kilise kapalıydı, içeri giremiyordum. Rüzgardan korunmak için kilisenin arka duvarına yaslandım."
Fakir bir aile olan Semyon ve Matryona'ya misafir olan Mihail, başından geçen üç olayla cevapları öğrenir.
"İnsanda sevgi olduğunu anlamıştım."
"İnsana neye ihtiyacı olduğunu bilme yetisi verilmemişti."
"Kadının başkasının çocuklarına acıyıp ağlamasını görünce, içinde yaşayan Tanrı'yı gördüm ve insan neyle yaşar anladım."
En sonunda verilmek istenen mesaj özetlenmiştir:
"İnsan olduğumda hayatta kalmamı sağlayan kendimi kollamam değil ,yolda rastladığım bir adamla karısının sevgisidir; bana acımaları, beni sevmeleridir. Öksüz kızlar da onlara acıyıp seven yabancı bir kadının yüreğindeki sevgi sayesinde hayatta kaldı. Bütün insanlar kendilerini düşünüp kolladıkları için değil, içlerindeki sevgiyle yaşıyor."
"Anladım ki Tanrı insanların ayrı yaşamasını istemiyor; bu yüzden tek tek neye ihtiyaçları olduğunu açık etmiyor. Beraber yaşamalarının istediğinden hepsine kendileri ve diğerlerinin neye ihtiyacı olduğunu gösteriyor."

Kıvılcımı Söndürmeyen Ateşi Zapt Edemez

"Bunun üzerine Petrus İsa'ya gelip, 'Ya Rab' dedi, 'Kardeşim bana karşı kaç kez günah işlerse onu bağışlamalıyım? Yedi kez mi?' İsa, 'Yedi kez değil' dedi. 'Yetmiş kere yedi kez derim sana. Şöyle ki, Göklerin Egemenliği, köleleriyle hesaplaşmak isteyen bir krala benzer. Kral hesap görmeye başladığında kendisine, borcu on bin talantı bulan bir köle getirildi. Kölenin ödeme gücü olmadığından efendisi onun, karısının, çocuklarının ve bütün malının satılıp borcun ödenmesini buyurdu. Köle yere kapanıp efendisine, 'Ne olur, sabret! Bütün borcumu ödeyeceğim' dedi. Efendisi köleye acıdı, borcunu bağışlayıp onu salıverdi. Ama köle çıkıp gitti, kendisine yüz dinar borcu olan başka bir köleye rastladı. Onu yakalayıp, 'Borcunu öde' diyerek boğazına sarıldı. Bu köle yüzüstü yere kapandı, 'Ne olur, sabret! Borcumu ödeyeceğim' diye yalvardı. Ama ilk köle bunu reddetti. Gitti, borcunu ödeyinceye dek adamı zindana kapattı. Öteki köleler, olanları görünce çok üzüldüler. Efendilerine gidip bütün olup bitenleri anlattılar. Bunun üzerine efendisi köleyi yanına çağırdı. 'Ey kötü köle!' dedi. 'Bana yalvardığın için bütün borcunu bağışladım. Benim sana acıdığım gibi, senin de köle arkadaşına acıman gerekmez miydi?' Bu öfkeyle efendisi, bütün borcunu ödeyinceye dek onu işkencecilere teslim etti. Eğer her biriniz kardeşini gönülden bağışlamazsa, göksel Babam da size öyle davranacaktır." (Matta, 18:21-35. baplar)
Babasının babasıyla çok iyi komşu olduğu komşusu Topal Gavrilo'yla bir yumurta yüzünden kavgaya tutuşan İvan Sçerbakov'un hikayesidir.
"O daha kötüymüş! Kötülük eden bir tek o olsaydı, ortada kötülük kalmazdı. İki insan arasındaki kötülük sadece birinden mi çıkar? Kötülük iki taraflıdır."

Mum

"'Göze göz, dişe diş' dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin." (Matta, 5:38-39. baplar)
Kendilerine eziyet eden kahya Mihail Semyonıç'i öldürme planları yapan köylüler ve onları caydırmaya çalışan Pyotr Miheyev'in hikayesidir.
"İnsan öldürmek kolay, ama kan ruhuna da sıçrar. İnsan öldürenin ruhu kanar. Kötü bir insanı öldürünce kötülüğü de yok ettiğini sanırsın, sonra bir bakarsın ki yok ettiğini sandığın kötülükten daha beteri senin içinde büyüyor."

Kızlar Büyüklerden Akıllıymış

Kendileri için büyüklerin kavgaya tutuştuğu sırada barışıp tekrardan oyuna dalan iki kız çocuğu Malaşa ve Akulyuşka'nın hikayesidir.

İnsana Çok Toprak Gerekir Mi?

"'Pekala,' dedi şeyan, 'Seninle hesaplaşacağız; sana istediğin kadar toprak vereyim de bak neler oluyor. Seni toprakla ayartacağım."
Fakir durumdayken gittikçe toprağını büyüten, her seferinde daha fazla toprak isteyen ve sonu hazin olan Pahom'un hikayesidir.

İlyas

Zenginlikten fakirliğe düşen İlyas'ın huzuru buluşunun hikayesidir.

TolstoyLev Nikolayeviç, İnsan Neyle Yaşar?, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2013, Çev. Koray Karasulu