3 Kasım 2013 Pazar

Alfonso Cuarón- Gravity

Film izlemek istediğimde Sci-Fi tarzı olanları seçmem. 3D olayının taraftarı değilim. 3 aydır sinemaya gitmemiş birisiyim. Fakat bu film vizyondan kalkmadan önce sinemada izlenmelidir. Belki de hayatınızda sinemada izlemiş olmanız gereken 10 filmden birisi olacak. Kaçırmadan bitmeden tükenmeden sinemada 3D orijinal/altyazı versiyonunu izleyin. 90 dakika boyunca koltuğunuza gömülecek ve kendinizden geçeceksiniz. Sonrasında iki saat boyunca etkisinde kalacak, sinemaya ödediğiniz paranızı fazlasıyla geri aldığınızı düşüneceksiniz.
Filmle ilgili hiçbirşey söylemek istemiyorum. Birkaç saat daha film üzerine düşünmenin zevkini çıkarmak istiyorum. Gidin, izleyin: 9,6/10.

HBR Eylül 2013

Genişlik, Derinlik ve Maaşlar

Pazarlama ya da finans gibi sektörlerde sadece bir görevde ya da tek bir sektörde çalıştıktan sonra başa gelen CEO'lar, çeşitli sektörlerde tecrübeleri olan CEO'lara göre daha az kazanıyor. Arizona State University'den Claudia Custodio, liderliğindeki ekibin belirttiğine göre genel tecrübeye sahip kişiler, alanlarında uzmanlaşmış meslektaşlarına kıyasla ortalama yüzde 19 daha fazla kazanıyor ve bu oran da yıllık yaklaşık bir milyon dolarlık bir farka tekabül ediyor.

E-Posta Sayınızı Azaltmak İçin İşe En Tepeden Başlayın

Bir takım endişelere rağmen, yöneticiler nelere dikkat ederek gönderdikleri e-postalarını azaltabileceklerine ilişkin bir eğitimden geçti: Çok gerekli olmadıkça mesajları iletmemek, mesajın alıcılarını kısıtlamak ve eldeki işin tamamlanması için en uygun iletişim yöntemini seçmek.
Üç ay sonunda, ekibin yolladığı toplam e-posta sayısı yüzde 54 azaldı. Londra merkezli diğer 73 çalışan herhangi bir eğitim ya da geribildirim almamasına rağmen, onların attığı mesajların sayısı da kısa süre sonra azalmaya başladı. Hatta onlardaki düşüş yüzde 64'ü buldu. Sonuç, yıllık olarak 10 bin 400 saatlik bir işgücü kazanımıydı, ki veimlilik olarak yüzde yedilik bir artışa tekabül ediyor. Bu yeni uygulama, kısa süre içinde üst düzey ekibin yerleşik bir davranışı haline geldi ve bu düşüş iki yıl muhafaza edilebildi.

Ortak-Yatırım'ın Risklerini Anlayın

Geçmiş bir araştırma, ortak yaratım kampanyalarının neredeyse yarısının başarısız olduğunu ortaya koyuyor.
Araştırmalarımız, özellikle dikkat edilmesi gereken üç hususu tespit etti: Güçlü marka itibarı, yüsek talep belirsizliği, girişim kalabalığı.
Söz konusu girişimlerde müşterilerin eline markayı lekeleme fırsatı verilmiş olduğunu unutmamaları gerek.
Çehresi hızla değişen piyasadaki müşteriler ne istedikleri ya da neyi sevdikleri hakkında çok net fikir sahibi olamazlar. Piyasaya sportif bir arazi sürmeyi planladığını duyurduğunda Porsche de çok olumsuz tepki almıştı ama geri adım atmamıştı. Neticede Porsche Cayenne çok büyük bir başarı yakaladı.
Ürün ve hizmet fikirlerini sunmaları için müşterilerin davet edildiği Dell IdeaStrom programındaki bir çalışmada insanların aynı fikri birden çok kere sunduğunu gösterdi. Hatta bu fikirler arasında şirketin mevcut ürün ve hizmetleri bile vardı. Fikirleri uygulamaya geçirilen insanlar ilk fikirlerine çok benzeyen önerilerle gelme eğilimi gösterdi.

İş Dünyasına Nörobilim Desteği

Dr. Montague 67 denekten marka saklanarak yapılan ölçümlerde (blind test) beynin ödül uyarı noktası olan ön putamende aktivite canlanmasını Pepsi lehine buldu. Yani denekler Pepsi'yi daha lezzetli buluyordu. Araştırmacı, deneyi burada bırakmadı. Bu defa deneklerin markayı önceden bilerek içeceği tatmalarına karar verildi. Deneklerin yüzde 75'i Coca-Cola'yı beğendiklerini söyledi. Araştırmacı ilginç bir tespit daha yaptı ve beynin sadece ödül uyarı noktası değil, akılcı düşünme ve ayırt etme kararından sorumlu orta prefrontal korteks bölgesinde de hızlı kan akışı tespit edildi. Beyin akılcı düşünme ile hazcı düşünme arasında bir karar verme süreci geçirdive akılcı düşünme lehine karar verdi.

Üç Şapkalı Liderlik

Kennedy School of Government profesörü Joseph Nye'ın "üç şapkalı sporcu" olaak adlandırdığı "özel sektör, kamu ve sosyal sektörler arasında bağ kurabilen ve işbirliği yapabilen" karakterde insanlar...
Araştırmamız sektörler arası geçişte başarılı olmuş insanların lider olarak göz dolduran kariyerlere sahip olduğunu ortaya koyuyor.
2008 Dünya Ekonomik Forumu'nda Bill Gates'in söylediği gibi, "Başkalarını düşünmek ile kişisel çıkarlarının peşinde olmanın karmasından oluşan hibrit bir motor, yalnızca kendi çıkarını düşünen ya da yalnızca başkalarını önemseyenlerin ulaşabileceğinden çok daha geniş bir alana ulaşır."
İletişim ağları her kariyer için elzemdir. Yeni yetenekler arayan işe alım müdürleri kendi sektörleri dışında çok nadir baktıklarından, üç şapkalı bir kariyer için iletişim ağları çok daha önemli bir yere sahip.
[Carol] Browner, ister özel sektörden ister sivil toplum alanından gelip devlet hizmetine girmiş olsun, işler umulandan daha zor sert hale geldiğinde, iletişim ağlarının insanların hayatını kurtardığına dikkat çekiyor.
Bob Hormats kariyerinin "gerçekten hiç" planlamadığı lafını ağzından düşürmüyor. Ama çok kritik bir gözlemini de eklemeden geçemiyor: "Louis Pasteur'ın meşhur 'Söz konusu iş gözlem olduğunda, şans hazırlıklı olanların yüzüne güler' deyişine inananlardanım. Hazırlıklı olmadığınız sürece, böyle bir kariyerin altından kalkamazsınız."
Diana Farrell de bunu hatırlatıyor: "İşinizi değerlendirirken, 20 ya da 30 yıl sonra ne yapacağınızı düşünmeyin, çünkü asla tahmin edemezsiniz. Bir an önce edinmek istediğiniz beceri, yetenek, değer, deneyim ve nüfuz açısından değerlendirin. Gelecekte yapacaklarınıza referans olacak şeyleri tanımlayın ve karşınıza çıkacak fırsatlar için hazır olun" diyor.

Türk Yöneticisinin Karşılaşacağı En Büyük Zorluk: Değişim

HBR: ...yöneticilerin benzerleri arasında öne çıkabilmek için ne yapmaları gerek?
Mehmet Ali Berkman: Bir kere analiz yeteneği lazım. Sonuç odaklı olması lazım. Rahat, iletişime açık ve ikna konusunda kabiliyeti olması lazım. İyi lisans konuşabilmesi lazım. Dürüst olması, güven vermesi lazım. Yani yöneticinin çok çalışması lazım. İş-özel hayat dengesini çok iyi kurması lazım. Uzun vadeli, yatırımcıların değerlerini arttıracak şekilde düşünmesi lazım.
Berkman: Sektördeki gelişmeleri takip edecek, toplantıya geldiği zaman soru soracak biri gerekli. Bir toplantı ancak soru sorulduğu takdirde faydalı olur. Bir tarafın anlattığı, bir tarafın dinlediği bir model doğru değil.

Kadının Yükselişi: Görünmez Duvarlar

Böyle bir onaylanma, kişinin kendini güvende hissettiği alanın dışına çıkacak gücü bulmasını ve yabancısı olduğu ama liderlere has davranışlarında bbulunmasını sağlar. Onaylanmadığındaysa, kendine güveni azalır ve gelişimsel fırsatları değerlendirme ya da girişimlerde bulunma hevesi kaçar.
Kişinin imajına gereğinden fazla kafa yorması, daha büyük hedefler için ihtiyacı olan duygusal ve motivasyonel kaynaklarını tüketir. Etrafındakiler tarafından nasıl algılandığına odaklanan bireyler, amaçları konusunda daha belirsiz, hatalarından ders almaya daha kapalı ve kendi kendini terbiye etme konusunda daha beceriksiz olurlar.

Çeşitliliği İşe Yarar Hale Getiren Büyük Liderler

IKEA'dan Mikael Ohlsson "Benim çeşitliliğe ilişkin liderlik anlayışım iş açısından bakıldığında vizyon odaklı ama özünde değer odaklı" diyor.
Merisant'tan Paul Block "Farklı hayat tarzları ve farklı altyapılara sahip insanlar birbirleriyle daha çok karşı karşıya gelir. Çeşitlilik görüş ayrılıkları yaaratır ve sizin de buna ihtiyacınız var. Bu olmadan derinlemesine bir sorgulama veya çığır açan bir başarı elde edemezsiniz" diyor.
Bank of America'dan Brian Moynihan çeşitlilikle müşteri memnuniyeti arasındaki önemli bağın farkına varmış: "Kurum için çeşitlilik ve kapsayıcılık puanları yüksek olduğunda ve çalışanlar kendilerine değer verildiğini hissettiklerinde, müşterilerimize daha iyi hizmet edecekler ve biz de bir şirket olarak çok daha fazla kazanacağız."
Yedi CEO'ya göre tüm kadınları etkileyen tek bir engel varsa, o da daha fazla gelişim ve terfiye giden yolun kapılarını açan iletişim ağlarına ve konuşmalara dahil edilmemeleri.
CEO'lar kadınların daha az politik, kendilerini kariyerleriyle özdeşleştirmeye daha az meyilli, daha işbirlikçi, daha iyi dinleyici, daha ilişki odaklı, daha empatik ve daha makul olduklarını söylüyor. Ayrıca erkeklerin dikkat çekmeye daha yatkınken, kadınların ellerindeki işi bitirmeye odaklandığını ve tanınma veya terfi için kendilerine zemin hazırlamaya aldırmadıklarını da öğrendik.

Kadınlar Nasıl Karar Veriyor

University of California, Irvine'de yürütülen bir çalışmaya göre, erkeklerin beyninde kadınlara nazaran 6,5 kat daha fazla gri madde bulunuyor. Kadınların beynindeki beyaz maddeyse erkeklerinkinin 10 katı kadar. Gri madde beyindeki bilgi işlem merkezlerinin ayırt edici özelliğiyken, beyaz maddenin de bu merkezler arasındaki bağlantıları kolaylaştırdığı bilinen bir gerçek. Buradan yola çıkarak, bilim adamları bu değişikliklerle ilgili birtakım kuramlar geliştiriyor. Erkeklerin sadece işleme dayalı işlerde uzmanlaşırken, kadınların farklı bilgi parçalarını iyice anlama ve entegre etmeyi gerektiren görevlerde nispeten daha başarılı olduğuna açıklama getirebileceğini düşünüyorlar.
Erkekler iyi bir fikir veya çözüm yakaladıklarında konuşmayı bitirme eğilimindeyken, kadınlar karar vermeden önce herkesin fikrini duymak istedikleri için biraz daha araştırmacı davranıyorlar. İdeal çözümü  bulmak için çok daha fazla zaman harcıyorlar.
... International Journal of Business Governance and Ethics'te yayımlanan bir araştırma da bunu destekliyor. Araştırmaya göre, kadınlar başkalarının haklarını daha çok gözetiyor ve tüm tarafların çıkarına uyan, adil ve ahlaki bir karar vermek amacıyla karar verme sürecinde işbirlikçi bir yaklaşım benimsiyorlar. Ayrıca, işbirliği ve fikir birliği yaratmakla daha çok meşgul oluyorlar. Bunu da yalnızca mantıklı kararlar verebilmek için değil, eylem planlarına destek toplamak için yapıyorlar.
Mesela, kadınların vücut diliyle erkeklerinkinin aynı anlamlara gelmediği sonucuna ulaştık... Erkek müşteriler danışmanla bir konuda görüşeceklerinde yanına oturmayı tercih edebilir. Ancak kadınlar yüz yüze konuşmak istediklerinden, çoğu zaman karşısındaki bir sandalyeye oturmayı seçer.

İşyerindeki Kadınlar Bir Araştırma Özeti

Erkeklerin üçte birinden fazlası yürüttükleri görevlerin üst düzey yöneticilerin çok dikkatini çektiğini belirtirken, kadınlar arasında bu ifadeyi kullananlar sadece dörtte bir oranında kalmış.
Aynı iş için değerlendirilirken, annelerin işe tavsiye edilme oranı kayda değer ölçüde düştü ve çocuk sahibi olmayan kadınlara oranla başlangıç aşamasında ortalama 11 bin dolar daha düşük maaş teklif edildi.
... bir anket yaptıklarında iki kadın şunları ifade etti: erkek rakiplerine kıyasla daha az eleştiriliyorlardı ancak aynı zamanda daha az zorlayıcı görevlere veriliyorlardı.
İstatistiksel konuşmak gerekirse, Zenger ve Folkman'ın belirttiği [liderlerde bulunması gereken] 16 özellikten 12'sine [kadınlar] sahiplerdi. Bu da, 30 yılı aşkın araştırmalar içinde kadınların genel liderlik etkinliğinin çok önemli olduğunu gösteriyor.

20 Ekim 2013 Pazar

Pierre Coffin/Chris Renaud- Despicable Me 2


Her ikinci filmi izlemeye başlarken "ya birincisi kadar iyi olmaz ve bu ikincisinden dolayı birincisini de bir daha izlemek istemezsem?" endişesini taşırım. Yine oldu. Şükür ki izlememeye karar verecek kadar kötü değildi.
Fakat kabul etmek gerekir ki birincisi kadar orijinal ve kaliteli olmamış. Filmi yine minyonlar alıp götürmüş. Birinciye oranla senaryonun orijinalliği yok. Guru'nun filmin senaryosuna orijinallik katma etkisi hiç olmamış. Guru üzerine ne inşa edilebilirdi bilmiyorum fakat burada bir baba olmanın ötesine geçememiş. İlk filmde en kötü olmaya çalışıyordu ancak burada iyi olmaya yönelik çabası da itici şekilde yansıtılmış; örnek olarak doğumgününde peri kızı olması. Özellikle kız-baba handikapı hiç iyi gitmemiş; sanki filmin süresini bir buçuk saate uzatabilmek için eklenmiş gibi. Ama minyonları, bildiğimiz karakteristik özelliklerinin tam tersine çevirmek, mor renk ve huysuzluk, güzel olmuş. Minyonların çılgınlıkları sizi yine bol bol güldürecek ve film sonrasında aklınızda kalacak sahnelerin çoğunda yer alacaklar. İlk film gibi, Agnes sizi yine duygulandıracaktır.
Minyonlar ve Agnes'in birinci filmdeki "it's so fluffy" sahnesini herkesin üzerinde denemesi hatırına izlenir: 7/10.

Filmin en komik sahnelerinden birisi:


Ve kısa filmlerden birisi:

Filmin sonundaki şarkı:

Lesley Hazleton- The doubt essential to faith

Kuran üzerine yaptığı konuşmasından tanıdığımız Lesley Hazleton, Hz.Peygamber'in biyografisini yazarken ilk vahyin gelmesinden sonra Hz.Peygamber'in tepkisine şaşkınlığıyla üzerine düşünmeye başladığı inanç ve şüphe hakkındaki mülahazalarıdır.



"Too human for some, like conservative Muslim theologians who maintain that the account of his wanting to kill himself shouldn't even be mentioned, despite the fact that it's in the earliest Islamic biographies. They insist that he never doubted for even a single moment, let alone despaired. Demanding perfection, they refuse to tolerate human imperfection. Yet what, exactly, is imperfect about doubt? As I read those early accounts, I realized it was precisely Muhammad's doubt that brought him alive for me, that allowed me to begin to see him in full, to accord him the integrity of reality. And the more I thought about it, the more it made sense that he doubted, because doubt is essential to faith."

"If this seems a startling idea at first, consider that doubt, as Graham Greene once put it, is the heart of the matter. Abolish all doubt, and what's left is not faith, but absolute, heartless conviction. You're certain that you possess the Truth -- inevitably offered with an implied uppercase T -- and this certainty quickly devolves into dogmatism and righteousness, by which I mean a demonstrative, overweening pride in being so very right, in short, the arrogance of fundamentalism."

"This isn't faith. It's fanaticism, and we have to stop confusing the two. We have to recognize that real faith has no easy answers. It's difficult and stubborn. It involves an ongoing struggle, a continual questioning of what we think we know, a wrestling with issues and ideas. It goes hand in hand with doubt, in a never-ending conversation with it, and sometimes in conscious defiance of it."

15 Ekim 2013 Salı

David Shore- House M.D.



Takip ettiğim dizilerin tek tek bitmesi veya izleyebileceğim en iyileri izlediğim için üniversite yıllarında oda arkadaşımın takip etmesinden dolayı birkaç bölümünü izlediğim House M.D. dizisine başlamaya karar verdim.
Dr. Gregory House, Princeton-Plainsboro Eğitim Hastanesi'nde teşhis ekibinin lideridir. Hastaneye gelen en ilginç vakaları üç kişilik ekibiyle çözmektedir. House, geçmişinden yaralı olan, insanlara güvenmeyen ve arkadaş ilişkisi kuramadığından insanları kendisinden uzaklaştıran, fakat insan hayatına herşeyden fazla önem veren ukala iğneleyici fakat zeki idealist ve pratik yaşlı sakat karizmatik bir doktordur. O'na tıp dünyasının Sherlock'u diyebiliriz; oturduğu yerin adresi 221B ve Wilson adında tek arkadaşı var. Daha detaylı olarak burada ve şurada ve orada kıyaslamalar yapılmış. Dr. House, ayağından dolayı yaşadığı acıları kesmek için ilaç müptelası olmuştur. Meseleleri ciddileştirmemekte, olayları alaya almaktadır. Dizi, House'un kinayeleriyle eğlendiriyor, House'un yaşamı üzerine yapılan diyaloglarla düşündürüyor.

İlk sezonun ardından kılda kalan diyaloglar:
Rebecca Adler: I just want to die with a little dignity.
Dr. House: There's no such thing! Our bodies break down, sometimes when we're 90, sometimes before we're even born, but it always happens and there's never any dignity in it. I don't care if you can walk, see, wipe your own ass. It's always ugly - always! We can live with dignity - we can't die with it.
John: You don't risk jail and your career just to save somebody who doesn't want to be saved unless you got something, anything, one thing. The reason normal people got wives and kids and hobbies, whatever, that's because they don't got that one thing that hits them that hard and that true. I got music; you got this. The thing you think about all the time, the thing that keeps you south of normal. Yeah, makes us great, makes us the best. All we miss out on is everything else. No woman waiting at home after work with the drink and the kiss. That ain't gonna happen for us.
Dr. House: That's why God made microwaves.
John: Yeah. But when it's over... It's over.
Dr. House: I take risks; sometimes patients die. But not taking risks causes more patients to die, so I guess my biggest problem is I've been cursed with the ability to do the math.

Lola: You got a big "Keep Out" sign stapled on your forehead.
Dr. House: That explains it, I told them to put it on my door.
Lola: Even if real human contact is something you don't have or even want or need, you should at least be able to see it in other people.
Dr. House: Yeah. Right. True love. That's just how we match organs these days. There's a couple in France, high school sweethearts - they're trading brains.
Dr. House: This is not your first child is it? And he doesn't know.
Patient: I was 18, I got pregnant, got married, we had the most beautiful little girl, Grace, she had infantile Alexander's disease.
Dr. House: I'm sorry.
Naomi Randolph: Two years we watched her die, my husband, my uh first husband was a.. a great guy, but after that I couldn't even look at him without thinking of her. I left him, I left my job, I left my everything.
Dr. House: Very moving story. Explains why you're being so selfish.
Naomi Randolph: I'm willing to die to protect my husband.
Dr. House: Because it's what you want, your husband wants you to live.
Naomi Randolph: Well he doesn't understand...
Dr. House: (cutting in) Oh, who the hell does?! Tragedies happen, if you think turning yourself into a disposable incubator for a few weeks is going to protect your baby from all the crap in this world go ahead die happy, I've got no problem with people killing themselves, but don't think it makes you a hero.
Dr. Wilson: You're not going to be happy with anyone.
Dr. House: So what, your advice is... hire someone I'm not happy with and be happy?
Dr. Wilson: No, my advice is much more subtle. Stop being an ass.

Dr. House: Yeah, sorry, that was me. I had to dope him up to get him in here. Guy doesn't think he's sick.
Dr. Cameron: Who does?
Dr. House: His wife.
Dr. Cameron: The woman you used to live with.
Dr. House: That's her Indian name. On her driver's license it's Stacy. I assume you have a point.
Dr. Cameron: You believe her over the patient himself. That's why we're taking this case.
Dr. House: The truth, I hear voices. All the time. Telling me to do stuff, it's crazy, huh?
Dr. Cameron: What happened to "everybody lies"?
Dr. House: I was lying.

İzlenir mi? Prison Break, Breaking Bad, Sherlock, The Sopranos, Game of Thrones, House of Cards, Leyla ile Mecnun, Friends, The Big Bang Theory, Seinfeld, Madmen üzerine izlenir. Ha, ben diziyi bitirecek miyim? Elbette ki.

5 Ekim 2013 Cumartesi

Tom Hooper- The Damned United

The Damned United; Derby County takımında yaptıklarıyla 44 günlüğüne başına getirildiği zamanın en iyi takımı Leeds United'ın akabinde Nottingham Forest ile mükemmel işler başaran Brian Clough'un David Peace'in kaleminden çıkan The Damned Utd adlı romandan esinlenilmiş 44 günlük Leeds macerası. Bu sırada yardımcısı Peter Taylor ile arasında geçenler de aktarılmaktadır. Çok bariz hatalar yapılmış olsa da futbol severlerin -özellikle de cm veya fm oynayanlardansanız- beğenerek izleyecekleri bir eser. 
Film, çoğu futbol filminde olduğu gibi şaşalı günlerin üzerine düşmüyor, bunun yerine bir teknik direktörün en kötü günlerini ele alıyor: adını kulübün tarihine yazdırmış bir teknik direktörden sonra iyi bir takımın başına geçmek ve kulüp futbolcularına kendini kabullendirmeye çalışmak. Özellikle de öncesindeki teknik direktörle aranızda iyi ilişki de yoktuysa işiniz çok daha da zorlaşır. Saha ve kupa sahneleri yerine soyunma odası ve koridorları hikayelerine dayanıyor. Gözüme çarpan şey, günümüzün Brian Clough'u Jose Mourinho'dur:
Brian: I wouldn't say I was the best manager in the country. But I'm in the top one.
Jose: I'm not the best in the world, but I don't think anyone is better than me.
Filmde geçen sahnenin gerçeği:

En iyi sahnelerden birisi:
Manny Cussins: I hired you to do this job because I think you're the best young manager in this country.
Brian Clough: Thank you. I'm the best old one, too.
Manny Cussins: I also did it under the assumption that you would be coming here wanting the best for this club. For the city of Leeds. So why do I get the feeling this is all about you and Don?
Brian Clough: Of course it's just about me and Don. Always has been. But instead of putting frowns on your foreheads, all you elders of Leeds in your blazers and your brass-fucking-buttons, it should put big white Colgate smiles on your big white faces. Because it means I won't eat, and won't sleep until I've taken whatever that man's achieved, and beaten it. Beaten it so I never have to hear the name Don fucking Revie again. Beat it, the only name anyone sings in the Yorkshire ale houses, raising their stinking jars to their stinking mouths, is Brian Clough. Brian Clough uber-fucking-alles! Understand?

Kovulmasının hemen sonrasında geçen röportajın aslı:

3 Ekim 2013 Perşembe

Lev Nikolayeviç Tolstoy- İnsan Neyle Yaşar?

İnsan Neyle Yaşar?; İncil'in güzel ahlakla ilgili baplarının bir nevi yansıması olan altı hikayeden oluşuyor. Tolstoy, yaşanılabilirliği yüksek hikayeleriyle İncil'in öğretilerini günlük hayata indirgiyor. Zaten ilk üç hikaye direk baplarla başlıyor ve sonrasındaki hikayede bu baplara atıf yapılıyor.
Her hikayede çoğunluğu oluşturan kötülerin arasında İsavari masum ve temiz, artniyetsiz, güzel ahlaklı, İncil'in öğretilerine sımsıkı bağlı olan, bundan dolayı hikayenin sonunda hep haklı çıkan senin ve benim yerinde olabileceğimiz bir Rus insanı vardır. Ancak hikayelerde kötüler, kötülüklerini yapmaktan geri kalmazlar. Hikayeler, "bunu yapmazsan şöyle iyi şeyler olur"un yerine "bunu yaparsan şöyle kötü şeyler olur" mentalitesi üzerine kurulmuş.

İnsan Neyle Yaşar?

"'Tanrı'yı seviyorum' deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı'yı sevemez." (1.Yuhanna 4:16 bap.)
Tanrı, Mihail adlı meleğini üç sorunun cevabını bulması için huzurundan kovar.
"Tanrı da bana şöyle dedi: 'Git kadının ruhunu al, sonra da şu üç kelamımı öğren: İnsanda ne var? İnsana ne verilmemiştir? İnsan neyle yaşar? Bunları öğrenince yine göğe döneceksin.'"
Mihail, cevapları aramak için insan kılığına girer.
"Evvelce insanca ihtiyaçları hiç bilmez, soğuğu, açlığı hiç tanımazken bir anda insan olmuştum. Açtım, soğuktan donuyor, ne yapacağımı da bilmiyordum. Bir küçük kilise gördüm, Tanrı'nın kilisesine sığınmak istedim. Kilise kapalıydı, içeri giremiyordum. Rüzgardan korunmak için kilisenin arka duvarına yaslandım."
Fakir bir aile olan Semyon ve Matryona'ya misafir olan Mihail, başından geçen üç olayla cevapları öğrenir.
"İnsanda sevgi olduğunu anlamıştım."
"İnsana neye ihtiyacı olduğunu bilme yetisi verilmemişti."
"Kadının başkasının çocuklarına acıyıp ağlamasını görünce, içinde yaşayan Tanrı'yı gördüm ve insan neyle yaşar anladım."
En sonunda verilmek istenen mesaj özetlenmiştir:
"İnsan olduğumda hayatta kalmamı sağlayan kendimi kollamam değil ,yolda rastladığım bir adamla karısının sevgisidir; bana acımaları, beni sevmeleridir. Öksüz kızlar da onlara acıyıp seven yabancı bir kadının yüreğindeki sevgi sayesinde hayatta kaldı. Bütün insanlar kendilerini düşünüp kolladıkları için değil, içlerindeki sevgiyle yaşıyor."
"Anladım ki Tanrı insanların ayrı yaşamasını istemiyor; bu yüzden tek tek neye ihtiyaçları olduğunu açık etmiyor. Beraber yaşamalarının istediğinden hepsine kendileri ve diğerlerinin neye ihtiyacı olduğunu gösteriyor."

Kıvılcımı Söndürmeyen Ateşi Zapt Edemez

"Bunun üzerine Petrus İsa'ya gelip, 'Ya Rab' dedi, 'Kardeşim bana karşı kaç kez günah işlerse onu bağışlamalıyım? Yedi kez mi?' İsa, 'Yedi kez değil' dedi. 'Yetmiş kere yedi kez derim sana. Şöyle ki, Göklerin Egemenliği, köleleriyle hesaplaşmak isteyen bir krala benzer. Kral hesap görmeye başladığında kendisine, borcu on bin talantı bulan bir köle getirildi. Kölenin ödeme gücü olmadığından efendisi onun, karısının, çocuklarının ve bütün malının satılıp borcun ödenmesini buyurdu. Köle yere kapanıp efendisine, 'Ne olur, sabret! Bütün borcumu ödeyeceğim' dedi. Efendisi köleye acıdı, borcunu bağışlayıp onu salıverdi. Ama köle çıkıp gitti, kendisine yüz dinar borcu olan başka bir köleye rastladı. Onu yakalayıp, 'Borcunu öde' diyerek boğazına sarıldı. Bu köle yüzüstü yere kapandı, 'Ne olur, sabret! Borcumu ödeyeceğim' diye yalvardı. Ama ilk köle bunu reddetti. Gitti, borcunu ödeyinceye dek adamı zindana kapattı. Öteki köleler, olanları görünce çok üzüldüler. Efendilerine gidip bütün olup bitenleri anlattılar. Bunun üzerine efendisi köleyi yanına çağırdı. 'Ey kötü köle!' dedi. 'Bana yalvardığın için bütün borcunu bağışladım. Benim sana acıdığım gibi, senin de köle arkadaşına acıman gerekmez miydi?' Bu öfkeyle efendisi, bütün borcunu ödeyinceye dek onu işkencecilere teslim etti. Eğer her biriniz kardeşini gönülden bağışlamazsa, göksel Babam da size öyle davranacaktır." (Matta, 18:21-35. baplar)
Babasının babasıyla çok iyi komşu olduğu komşusu Topal Gavrilo'yla bir yumurta yüzünden kavgaya tutuşan İvan Sçerbakov'un hikayesidir.
"O daha kötüymüş! Kötülük eden bir tek o olsaydı, ortada kötülük kalmazdı. İki insan arasındaki kötülük sadece birinden mi çıkar? Kötülük iki taraflıdır."

Mum

"'Göze göz, dişe diş' dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin." (Matta, 5:38-39. baplar)
Kendilerine eziyet eden kahya Mihail Semyonıç'i öldürme planları yapan köylüler ve onları caydırmaya çalışan Pyotr Miheyev'in hikayesidir.
"İnsan öldürmek kolay, ama kan ruhuna da sıçrar. İnsan öldürenin ruhu kanar. Kötü bir insanı öldürünce kötülüğü de yok ettiğini sanırsın, sonra bir bakarsın ki yok ettiğini sandığın kötülükten daha beteri senin içinde büyüyor."

Kızlar Büyüklerden Akıllıymış

Kendileri için büyüklerin kavgaya tutuştuğu sırada barışıp tekrardan oyuna dalan iki kız çocuğu Malaşa ve Akulyuşka'nın hikayesidir.

İnsana Çok Toprak Gerekir Mi?

"'Pekala,' dedi şeyan, 'Seninle hesaplaşacağız; sana istediğin kadar toprak vereyim de bak neler oluyor. Seni toprakla ayartacağım."
Fakir durumdayken gittikçe toprağını büyüten, her seferinde daha fazla toprak isteyen ve sonu hazin olan Pahom'un hikayesidir.

İlyas

Zenginlikten fakirliğe düşen İlyas'ın huzuru buluşunun hikayesidir.

TolstoyLev Nikolayeviç, İnsan Neyle Yaşar?, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2013, Çev. Koray Karasulu

30 Eylül 2013 Pazartesi

Vince Gilligan- Breaking Bad

Arkadaki müzikle birlilkte dizinin en iyi promosu ve en beğendiğim sahnelerden biri:
"What's the hell wrong with you? We're a family!"

Vardı ama Youtube'dan kaldırılmış.. Geriye dönüşümleri koydum. Akılda kalan müzikler:  Junip- Line of Fire ve Norah Jones- Black

28 Eylül 2013 Cumartesi

Stefan Ruzowitzky- Die Falscher

Bir diğer soykırım temalı Avusturya menşeli ve En İyi Yabancı Film Oscar ödüllü eser; Die Falscher. Nazilerin İtilaf Devletlerinin ekonomilerini çökertip piyasalarında kaos yaratmak için sahte para basarak yürüttükleri Operasyon Bernhard'ın hikayesi. Senaryo, Adolf Burger'in yazdığı anılarına dayanıyor.
Hikaye gerçek hayattan alıntı olmasına rağmen bir The Pianist veya Schindler's List kadar germez, kalbinizi yormaz. Kamp koşulları daha iyi olduğu için diğer filmler kadar içinizi hüzün, karamsarlık kapsamıyor. Oyuncular, karakterlerinin hakkını vermişler. Özellikle, anakahraman Salomon Sorowitsch, üstün performans sergilemiş. Fakat kamera yersiz şekilde fazla yakın çekim yapmış. 
Tema, kötü şartlardan kurtulanların hayatları ile vicdanlarının arasında kalması. Yaptıklarını devam ettirirlerse diğer kamplara göre çok iyi şartlarda yaşayacaklar; temiz yataklar, masa tenisi oynamak için masa, arada ikram edilen sigara, haftada birgün duş, daha iyi yemekler, çok daha iyi muamele. Fakat eğer yaptıklarında iyi olmaya böyle devam ederlerse savaş daha uzun sürecek ve gaz odasında katledilenlerin sayısı artacak, yeni kamplar kurulacak ve daha fazla insan ölecek. Film, işlenen temayı başarılı biçimde beyazperdeye aktarmış.
Vurucu sahne: diğer kamptakileri öldüren kurşunların tahta duvardan tenis oynayanların tarafına geçişi..
-Why earn money by making art? Earning money by making money is much easier.
Okunabilecek yorumlar: 1, 2. Film izlemeye değer.

Nikolay Vasilyeviç Gogol- Bir Delinin Anı Defteri / Ölü Canlar

Gogol, Akşam Toplantıları'nda olduğu gibi ilginç hikaye yazarlığına Bir Delinin Anı Defteri'nde devam eder. Fakat bu sefer o kadar fantastik değildir; daha ayakları yere basan, daha gerçekçi, daha olabilir ve daha toplumsal hayattan dram kesitleri. Tamamının okunması gerekmekse de Neva Bulvarı, Portre ve Palto okunmalıdır.

Neva Bulvarı

Bulvarın ev sahipliği yaptığı ve günün kendine has saatinde buradan geçen her sınıftan Rus insanının dramını anlatarak başlar hikayeye yazar.
"Arada bir, aceleyle işe giden Rus köylüleri görülür; çizmeleri öylesine kireç lekesi içindedir ki, sularının temizliğiyle ünlü Yekaterina Kanalı'na sokup çıkarsanız bile temizleyemezsiniz."
"Birbirinden değerli esanslar, parfümler sıkılarak, son derece nadir ve pahalı pomatlar sürülerek, geceleri, perdahlı kağıtlar arasında kalıba alınarak possesseur'lerince gece gündüz demeden yaşamlarının belki yarısı harcanarak bakımları yapılan, görenlerinse, iç geçirip imrendikleri bıyıklar..."
Sonrasında her iki arkadaşın peşine takıldığı dilberle yaşadıkları için ayrı bölümler yazar.
"Gerçekten de garip bir olay değil mi? Petersburglu bir ressam! Her şeyin, her yanın soluk, kül rengi, sisli, ıslak olduğu bir ülkede, karlar ülkesinde, Finler ülkesinde ressam olmak!"
İki arkadaştan biri olan Ressam Piskarev, takip ettiği dilberin aşkıyla kendisi deliye dönerken gecesi gündüze gündüze de geceye döner. Ve bu hikaye okumaya net değer.
"Esrarangiz kadının uçarcasına basamaklardan çıkmakta olduğunu gördü; bir ara durup geriye bakan kadın, parmağını dudaklarının üzerine koydu ve kendisini izlemesi anlamında bir işaret yaptı. Genç ressamın bacakları titredi; duyguları, düşünceleri, tüm varlığı cayır cayır yanıyordu. Sevinç şimşeği bütün o karşı konulmaz keskinliğiyle mızrak gibi yüreğine saplandı. Hayır, artık bu sefer de hayal görüyor olamazdı! Tanrım! Minick bir an ve böylesine büyük bir mutluluk! İki küçük dakika içine böylesine mucizevi bir yaşamın sığması!"
Gogol, ateşli bir aşkın yarattığı tutkuyu usta bir ressamın resimle başarabileceği kadar kelimelerle anlatabilmeyi başarmıştır.
"Başka hiçbir şey istemezdi. Başka bir şey istemek mi? İstenecek başka her şey küstahlıktan başka ne olabilirdi?"
Herkesin hayatında bir defa gördüğü güzeli hatırlatan bir öykü... Gerçeği en az yaşamak istediğimiz anı anlatıyor.
"Ah, ne kadar iğrençti şu gerçeklik denen şey!"
Güzel kadınlarla ilgili sözlerine ayrı bir parantez açmak gerek:
"Ancak burada Schiller'in karısının bütün sevimliliğine karşın aptal bir kadın olduğunu belirtmek zorundayız. Bunu, aptallığın güzel bir kadının güzelliğine güzellik kattığını bilmemize karşın belirtmek zorundayız... Ey güzellik, sen nelere kadirsin! Ruhsal yetersizlik, kusurlar güzel bir kadında iticilik yaratmak şöyle dursun, ona ayrı bir çekicilik kazandırıyor. Ayıp diye nitelenen şey güzel bir kadında sevimli duruyor. Kadından güzelliği alın, kendisine sevgi değilse de saygı duyulmasını sağlayabilmek için kadının erkekten yirmi kat daha fazla akıllı olması gerektir."

Burun

8.dereceden memur olan Kovalev burnunu kaybeder ve bulmak için kolları sıvar. 

Portre

Bir portre üzerine ancak bu kadar mükemmel bir öykü yazılabilirdi. Fakir bir ressam olan Çartkov adlı gencin yolu resim satan bir dükkanın önünden geçer ve uzun süre baktıklarının hatırına bir resim alır. Resim delici bakışları olan bir ihtiyarın portresidir. Eve getirdiği resimden dolayı ilk zamanlar Çarktov uyuyamaz çünkü bakışlar huzursuz eder. Resmin üzerine örtü örter, fakat yine resimle alakalı kabuslar görür. En sonunda resmi incelerken bir torba altın bulur ve bu parayı harcayarak lüks daire tutar, gazetede kendisiyle alakalı haberler yaptırır ve böylece entellektüel çevreye girer, ulus çapında tanınmış bir ressam olur. Önce tutkuyla resim yapmaya devam eden Çartkov, bir süre sonra yapaylığa ve motonluğa kaçar, yaratıcılığını kaybeder. Bu sırada İtalya'da hem inziva hayatı yaşayarak resim beceresini ilerleten arkadaşı yaşadığı şehre gelir ve Çartkov'un jüri üyesi olduğu bir yarışmaya katılır. Herkesin karşısında büyülendiği arkadaşının resmini görünce Çartkov'da eski tutkuları küllerinde alevlenir. Çartkov, eski kendisine kavuşmak için herşeyden vazgeçer, kendini hapseder ancak yine de eski kendi olamaz. Servetini en iyi eserleri alıp parçalamak için harcar.
İkinci kısımda bu portrenin nasıl yapıldığının öyküsü vardır ki bu da ilki kadar ilgi çekici. Borç verdiğinin başına belaların geldiği bir tefeci, kilisenin ressamdan kendi portresini yapmasını ister. Ressam portreyi yapmaya başlar ancak bitirmeden bırakır çünkü bu portreye başladığından beri içi daralmaktadır. Ressamın portreyi bitirmeyi reddetmesinden dolayı tefeci bunalıma girer ve ölür, ressam yaptığı portreyi yakmak ister ancak son anda gelen arkadaşı eseri kurtarır. Resmi alan arkadaşının da başına belalar gelir ve o da resmi bir başkasına verir. Silsile halinde resmi kim alırsa başına belalar gelir. Ressamın oğlu resmi bulup yok etmeyi kendine görev edinir. Çartkov öldükten sonra resim açık artırmadadır, ressamın oğlu resmi sahiplenir, fakat olanları anlatıp bitirdiğinde resim az önce bulunduğu duvarda değildir.
"İnsanlar başkalarında hoş gördükleri pek çok şeyi, sanatçıda hoş görmezler."

Palto

Üzerinde paltosuyla fakir Rus insanının sıradan hayatının özetidir bu hikaye.
"Akaki Akayeviç, şu sözünü ettiğimiz dört beş sokaklık uzaklığı usulüne uygun bir hızla aşmasına karşın, son sıralarda sırtının ve omuzlarının sızladığını duyumsamaya başlamıştı. Sonunda bu işin paltosundan kaynaklanıyor olabileceğini düşündü. Bir gün işten eve döndüğünde paltosunu güzelce inceledi ve özellikle de sırt ve omuzlar başta olmak üzere birkaç yerde paltosunun hem çuha kumaşının, hem de astarının tümüyle eriyip tülbent gibi inceldiğini fark etti. Bu arada yeri gelmişken belirtelim ki, Akaki Akakiyeviç'in paltosu da memurların alay konularından biriydi. Hatta adamcağızın bu üst giysisine anlı şanlı palto adını bile çok görerek sabahlık demeye başlamışlardı."
İş arkadaşları eskiyen paltosuyla  alay geçmeye başlayınca Akaki Akakiyeviç'in sıkı bir iktisat programı uygulayarak diktirdiği yeni paltoya bir eğlence dönüşü önünü kesenler el koyar. Paltosunu geri alabilmek için her yolu deneyen Akakiyeviç, tanıdıkları vesilesiyle bir generale kadar gider ancak bu sırada yanındaki arkadaşına sükse yapmak isteyen generalin hışmına uğrar. Bu olayın hemen ardından Akakiyeviç hastalanır ve ölür.
"Götürüp gömdüler Akaki Akakiyeviç'i ve Petersburg, kendinde böyle biri hiç yaşamamışçasına onsuz kaldı. Kimselerin korumadığı, kimselerin değer vermediği, sıradam bir sineği bile iğne ucuna geçirip mikroskop altında incelemeyi ihmal etmeyen doğa bilimcilerin bile dönüp bakmadığı Akaki Akakiyeviç..."
Hayaleti generalin de paltosunu alıncaya dek insanların önünü keserek kendi paltosu olduğunu iddia edip paltolarını alır.

Bir Delinin Anı Defteri

Aşık olduğu müdürün kızı bir albayla evlenmeye karar verdiğini öğrenen Aksentiy İvanoviç'in deliliğe geçişinin güncesidir.
"Bizim genel müdür, kesin çok akıllı bir adam: Odasının her yanı kitaplarla dolu. Bazılarının şöyle sırtlarından adlarını okuyayım dedim... bizim aklımızın ermeyeceği bilimlerle ilgiliydi hepsi de: Kimi Almanca, kimi Fransızca kitaplar..."
"Hassa subayıysa ne olmuş yani! Soyut bir onur kavramından başka hiçbir yanı olmayan bir sözcük bu..."
"Kadın, şeytana aşıktır."

Fayton

Bu kadar ilginç öyküler ardına bir o kadar sıradan bir öykü ile esere son.

Çarlık Rusyasında sivil bürokraside de yüksek makamlar için askeri unvanlar kullanılıyordu.
Çarlık Rusyasında kadınlar kocalarının unvanlarını taşıyabiliyorlardı. Örneğin general eşine "generalşa" deniliyordu.
GogolNikolay Vasilyeviç, Bir Delinin Anı Defteri", Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2013, Çev. Mazlum Beyhan

Ölü Canlar; yozlaşmış Rus toplumunun dramını çok güzel şekilde gösteren uzun hikaye diyebiliriz. Boğazına kadar yozlaşmış ancak farkında olmayan, farkında olduğu zaman dilimlerinde başkalarıyla kendini kıyaslayıp vicdanını rahatlatanlar...
"Kendilerine alt tabakadan insanların tanıtılması konusunda okurlarının ne denli isteksiz olduğunu deneyimleriyle bilen yazar, şu anda da benzer bir şeyi yapıyor olmaktan üzüntü duyuyor. Rus insanı böyledir işte: Rütbesi kendinden yukarıda olan biri hakkında bilgi sahibi olmayı pek sever; bir kont ya da prensle yalnızca şapkalar çıkarılarak selamlaşma düzeyindeki bir tanışıklık bile, birtakım yakın dostluklardan üstün tutulur."
"Sıcaklığı kalmamış bakışlarım hiçbir şeyi konuk etmiyor kendine, hiçbir şey bana gülünç gelmiyor, eskiden yüzümde canlı hareketler yaratan, bitmez tükenmez biçimde gülmeme, konuşmama neden olan şeyler şimdi gözümün önünden ilgisizce akıp geçiyor, kımıltısız dudaklarım kayıtsızlığını, buz gibi sessizliğini bozmuyor. Ah, benim gençliğim! Diriliğim, tazeliğim, ah!"
"Tabii yalan söylüyordu; efendisi de biliyordu yalan söylediğini, ama önemsemedi Çiçikov; yaptığı yolculuk kendisini çok yormuştu. Yalnızca bir yavru domuzdan oluşan çok hafif bir akşam yemeği söyledi, yemeği bitince soyunup yattı. Yorganın altına girmesiyle deliksiz bir uykuya dalması bir oldu: Basur, pire ya da fazla zeka nedir bilmeyen mutlu insanlara özgü harika bir uykuydu bu."
"'Yok,' dedi kendi kendine, 'kadınlar öyle varlıklar ki...' burada elini salladı, 'hiçbir şey söylenemez onlara dair! Gel de yüzlerinde görünüp yiten anlamları, imaları, ışıkları anlat! Anlatamazsın! Yalnızca gözleri bile öyle uçsuz bucaksız bir ülkedir ki adım atmaya kalkanın vay haline!...'"
"Rusya'da herkes her an toplantı yapmaya hazırdır. Aklımıza eser, hemen bir hayır derneği kurarız! Ya da yardım ve yaşatma derneği! Ya da kim bilir ne derneği... Amaç güzel olmaya güzeldir de hiçbir  sonuç vermez. Bunun da nedeni daha baştan tatmin olmamız, girişimimizi yeterli bularak, amaca ulaştığımızı, her şeyin yapılmış olduğunu düşünmemizdir."
"'Bak Pavelciğim, derslerine çalış, yaramazlık yapma, en önemlisi de öğretmenlerinin ve okul yönetiminin gözüne gir. Yönetimin gözüne girdin mi derslerinde başarısız da olsan, Tanrı akıldan, bilimden yana yüzüne gülmemiş de olsa, işlerin yine de yolunda gider. Sınıf arkadaşlarınla pek düşüp kalkma, onlardan sana hayır gelmez; ille arkadaş olacaksan zengin çocuklarıyla arkadaş ol, gerektiğinde sana bir yardımı dokunsun. Kimseye bir şeyini verme, öyle bir tutum içinde ol ki başkaları sana bir şeylerini versinler; paranın değerini bil, her meteliğin üzerine titre: Para dünyada en güvenilir şeydir. Arkadaş, dost dediğin insanlar seni kazıklar ve sıkıyı gördüler mi hemen seni ele verirler; paraya gelince, başın ne büyük dertlere girerse girsin, o seni asla ele vermez. Dünyada parayla aşamayacağın hiçbir engel yoktur.'"
"'Neden ben? Neden benim başıma geldi bütün bu felaketler? Memur olup da aval aval etrafına bakınan mı var: Herkes kesesini doldurmanın peşinde değil mi Sonra kime ne yaptım ben: Dul bir kadının en küçük bir şeyini mi aldım? Tek bir insanı zor durumda mı bıraktım? Hayır, kimseyi zor durumda bırakmadım! Bol bol olan şeylerden yararlandım sadece; yerimde olan herkesin yapacağı şeyi yaptım; ben yararlanmamış olsam başkaları yararlanacaktı!"
"Gerçekten de, aynı öykünün, söyleşiye katılan üç kişide yarattığı duyguların bu denli çelişik olması dikkat çekiciydi. Biri ansızın bastıran güruh karşısında Alman'ın apışıp kalmasını gülünç bulurken, bir başkası düzenbazların işin içinden sıyrılışlarını gülünç buluyordu; üçüncüsü ise yapılan bir haksızlığın cezasız kalmasına kahroluyor, üzülüyor, öfkeleniyordu. Kiminde kahkaha, kiminde hüzün yaratan sözler üzerinde düşünecek bir dördüncü kişi daha olsaydı keşke, ama yoktu. Yine de insan merak ediyor: Düşmüş birinin o düşkünlüğünde, kirlenmişliğinde bile sevilmek istemesı nereden kaynaklanıyor olabilir? Hayvansı bir dürtü mü yoksa bu? Ya da alçakça tutkuların ağır boyunduruğu altında boğulan ruhun cılız çığlığı ve utanmazlığın manda gönüne dönmüş kabuğundan yine de dışarıya ulaşabilen Kurtarın beni kardeşler!" haykırışı mı? Kardeşinin ruhsal mahvoluşu kendisine her şeyden daha ağır gelecek bir dördüncü kişi, ah olsaydı, ama yoktu."
"Rus insanının en kötüsünde bile, bir adalet duygusu vardır. Yahudi'den değil, Rus'tan söz ediyoruz burada!"

Raskolnikler: 17.yüzyılda Ortodoks kilisesinin bazı kararlarını kabul etmeyerek ayrılık politikası güdenler, ayrılıkçılar.
GogolNikolay Vasilyeviç, Ölü Canlar", Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2012, Çev. Mazlum Beyhan

16 Eylül 2013 Pazartesi

Lev Nikolayeviç Tolstoy- Sivastopol / Hacı Murat

L. N. Tolstoy'dan iki eser: Sivastopol ve Hacı Murat.
Sivastopol, üç hikayeden oluşur. Hikayeleri yazarken Tolstoy, subay olarak katıldığı Kırım Savaşı'ndaki tecrübelerinden faydalanır. Yazar kitaba romantik bir üslupla başlar:
"Şafağın ilk ışıkları Sapun Dağı üzerindeki ufku yeni yeni boyamaya başladı; lacivert deniz, üzerinden gecenin siyahlığını attı, sudaki şen yansılarıyla oynaşmak için günün ilk ışıklarını bekliyor; körfezden doğru soğuk ve sis geliyor..."
Fakat sonrasında gelen gerçeklik, eserken yüzünüzü kesecek gibi olan rüzgar kadar sert olur:
"Sivastopol kuşatmasının ilk dönemlerine ilişkin öyküler ancak şimdi güzel birer tarihsel söylence olmaktan çıktı sizin için ve gerçek bir olguya dönüştü."
İlk hikayede yazar, size cepheyi gezdirir ve cepheyi gezdirirken hem sizi hem de karşınıza çıkacakları her iki tarafta bulunmuş kadar iyi analiz eder:
"Sizi daha kapının eşiğinde duraksatan duyguya aldırmayın, kötü bir duygudur o, ilerleyin, sanki acı çeken insanları seyre gelmişsiniz gibi bir duygunun utancına kapılmayın; utanmayın, gidin ve onlarla konuşun: Kendileriyle ilgilenen bir yüz görmek bu talihsiz insanları sevindirecektir..."
"Sivastopol savunucularının nasıl insanlar olduklarını anlamaya başlıyorsunuz artık ve bu adamcağız önünde nedense kendinizden utanıyorsunuz; ona duygularını nasıl paylaştığınızı, ona nasıl hayranlık duyduğunuzu anlatabilmek için söylemek istediğiniz çok şey var, ama aklınıza uygun sözcükler gelmiyor, aklınıza gelenleri de siz beğenmiyorsunuz ve bu sakin, sessiz, kendi kendisini fark etmeyen bilinçsiz büyüklük, bu metanet, ruh sağlamlığı, bu kendi üstün değerinden utanış karşısında başınızı sessizce önünüze eğiyorsunuz."
Sonraki hikayelerde bir anda kendinizi savaşın ortasında bulur ve savaşın tüm gerçek yüzlerini görürsünüz: siperde kahramanlık destanları yazan askerler ve aynı şehirde sıcak evin penceresinden sipere bakıp savaş hakkında yorumlarda bulunan komutanlar, aslında kendisine gelen havandan korkan fakat etrafındakilere cesur görünmek için eğilmeyen ve korunmayanlar...:
"Biliyor musun, ben bu top atışlarına öyle alıştım ki, eminim ileride Rusya'da yıldızlı bir gecede gökyüzünde göreceğim bütün yıldızlar bana top mermisi gibi gelecek... bu denli alışıyor insan!"
Hikayeleri okurken yanınıza top güllesi düşecek ve asker gibi siz de korkup çömelmek isteyeceksiniz. Yaralandığınızda sedye ile getirildiğiniz yerde siz de acıklı duruma tanıklık edeceksiniz.
"Yaralılarca işgal edilmemiş her açık alanı kaplayan kan gölleri, birkaç yüz insanın sıcak soluğu ve sedyecilerin terinin karışımından oluşan, çok özel, yoğun, ağır bir kokuyla dolmuştu, değişik yerlerinde yanan dört mumun donuk, kederli bir ışıkla aydınlattığı salon."
Ve kitabın sonunda savaşı bir daha sorgulayacaksınız...

Ulan: Moğolca ve Tatarcada mızraklı süvari anlamında kullanılan sözcük. Önce Polonya'da daha sonra da tüm Avrupa'da hafif süvari birlikleri ve bu birliklerin mensupları için kullanılır oldu.
Allah Allah: Türklerle savaşa savaşa askerlerimiz bu düşman narasına öyle alışmışlardır ki, bugün hangi askerimize soracak olsanız Fransızların da hücuma kalktıklarında "Allah Allah!" diye bağırdıklarını söyleyecektir.
Moskova: Pek çok askeri birlikte subaylar yarı küçümser yarı da sevecen bir edayla erler için "Moskova" ya da "prisyaga" (ant, yemin) derler.
Kantonist: Rusya'da 1804-1865 yılları arasında geçerli olan bir uygulamanın adı. Buna göre asker çocukları, daha doğdukları günden başlayarak asker sayılıyor ve ölene dek hep asker kalıyorlardı.

Hacı Murat, Kafkas kartalı Şeyh Şamil'in en gözde komutanlarından biridir. Fakat bir iddiaya göre dost görünüp Rusları arkadan vurmak için hikayeye göre ise Şamil ile arasındaki husumetten dolayı Ruslara sığınır. Ruslardan Şamil'in elinden ailesini kurtarmaları, karşılığında Şamil'i yenip Kafkasya'yı kendilerine teslim etmeyi teklif eder. Ancak Ruslar mesafeli hareket ederler. Rusların bu tutumu karşısında Hacı Murat, yanındaki beş müridiyle ailesini kurtarmaya giderken Rusların kendisine koyduğu yasağı çiğnediği için katledilir. Ve Tolstoy, Hacı Murat'ın teslim oluşundan öldürülüşe kadar zamanı; "Epey önce Kafkasya'da geçmiş, birazına bizzat tanık olduğum, birazına görenlerden dinlediğim, birazını da hayalimde canlandırdığım bir öykü" diyerek anlatmaya başlar. Tolstoy, Hacı Murat'ın da Çeçenlerin de Rusların da hakkını yemez ve herkesin iyisi yanında kötü tarafını da dile getirir. Örneğin, Hacı Murat Ruslara büyük kayıplar verdiği halde kendisi ile karşılaşan ve az buçuk muhabbet eden her Rusun hakkındaki görüşü namert, cesur ve kibar olduğudur. Rus Çarı I. Nikolay, her zaman doğru yaptığı inancındadır: evli olduğu halde bir kadınla beraber oluşu ardından sabahki huzursuzluğunu şöyle anlatır:
"Yanlış bir şey yapmadığından emin olduğu halde, içinde tatsız bir duygu vardı; bu duyguyu bastırmak için kendisine her zaman rahatlık veren şeyi düşünmeye başladı: Ne kadar yüce bir insan olduğunu."
Bunun yanında çarın ne kadar gaddar biri olduğunu ifade etmekten geri durmaz:
"Ortodoksluğu kabul etmek istemeyen köylülerle ilgili olarka Bibikov'un uyguladığı önlemleri onaylayan Çar, boyun eğmeyen bütün köylülerin askeri mahkemeye verilmesini emretti. Bu, köylülerin sıradan geçirilmesi anlamına geliyordu."
Bir yandan çarın gaddarlığını ortaya koyarken bir yandan yanındaki iyi adamların acizliğini de gözardı etmez:
"Bibikov, Katolik köylülerle ilgili emirdeki acımazlığın da, hazine topraklarında yaşayan ve tek özgür köylü kesimini oluşturan köylülerin çar ailesinin topraklarına bağlanarak köleleştirilmeleri emrindeki adaletsizliğin de farkındaydı. Ama yapabileceği bir şey yoktu."
Rusların köylere baskın sonrası durumu açıkyüreklilikle dile getirir:
"Oğlunun, o güzel oğlanın, o gözleri pırıl pırıl parlayan, Hacı Murat'a hayranlıkla bakan oğlunun bir at çuvalına sarılmış ölüsünü getirdiler camiye. Sırtından süngülemişlerdi çocuğu."
"Su alamasınlar diye çeşmenin de her yanını dışkılarıyla kirletmişlerdi. Cami de aynı akıbete uğramıştı, imamla öğrencileri temizlemeye çalışıyorlardı."
Ve baskın sonrası bir Çeçenmiş gibi Çeçenlerin haleti ruhiyesini de açıksözlülükle anlatır:
"Yediden yetmişe tüm Çeçenlerin Ruslara karşı nefretinden söz eden tek kişi yoktu. Çünkü nefret değildi duydukları, onun çok daha ötesinde bir şeydi: Rus köpeklerini insandan saymıyor, bu yaratıkların akıl almaz acımasızlıkları karşısında şaşkınlıkla karışık bir tiksinti duyuyorlardı ve nasıl fareyi, zehirli örümceği, dağdan inen kurtları doğal korunma refleksi ile yok etmek isterlerse, onları da öyle yok etmek istiyorlardı."
Şeyh Şamil ise:
"Şamil susuğ uzun uzun Yusuf'un [Hacı Murat'ın Şamil'in elindeki tutsak oğlu] yüzüne baktı: 'Seni, acıdığım için öldürmediğimi ve bütün hainlere yaptığım gibi gözlerini oyacağımı da yaz.'"
Yürekli bir Rus'un açıksözlü kaleminden çıkan ve Çeçenlerle Ruslar arasındaki ilişkinin konu edindiği bir öykü okumak ilgi çekici...

Kunak: Bazı Kafkas dillerinde dost
Gurda: Değerli bir Kafkas kılıcı

TolstoyLev Nikolayeviç, Sivastopol, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009, Çev. Mazlum Beyhan

14 Eylül 2013 Cumartesi

Louie Psihoyos-The Cove

Ric O'Barry, aktivist grup OPS'den bir grup ile bir araya gelerek Japonya'nın Taiji şehrindeki yunus katliamıyla ilgili bir belgesel hazırlar: The Cove. Belgesel, 2010'da Akademi En İyi Belgesel ödülünü kazanır.
Ric O'Barry, Flippers dizisinin beş dişi yunusunu yakalamış ve eğitmiştir: "Yunusun yüzündeki gülümseme doğadaki en aldatıcı yanılgıdır. İnsana yunusun hep mutlu olduğu hissini verir." Yunuslarda nefes almak istemlidir ve nefeslerini tutarak istemedikleri bir hayata son verebilirler. Ve eğittiği yunuslardan Cathy, Ric'in kollarında nefesini tutarak intihar eder. O gün Ric, esaret altındaki yunusları serbest bırakmaya hayatını adar.
Taiji, dışarıdan gelecek birinde yunuslar ve balinaları seven bir şehir izlenimi uyandıracak kadar yunus ve balina resim ve imajlarıyla doludur. Ancak buradaki balıkçılar, yunusların sese duyarlılıklarından faydalanıp çekiçlerle ses duvarı oluşturarak yunusların göç dalgasını kıyıya sürüklemekte, ardından bir kısmını dünyanın her yerinden akvaryumlardan gelenlere her biri 150000 dolar civarında bir fiyatla satmakta, ölü yunusları ise yüksek miktarda cıva içermesine rağmen bölge insanlarına satmaktadırlar. Senede 2-3 milyon dolar gibi bir para kazanıyorlar.
Taiji'de balıkçılar, fotoğraf çekilmesine izin vermiyor, gelenleri uzaklaştırabilmenin tek yolu olan tutuklatmak için kışkırtıp tutuklatacak sebep oluşturmaya tahrik ediyorlar. Yunusla ilgili şehre gelenleri polis, sivil araçla takip ediyor ve sorguya çekiyor. Belediye, gerekli izinler için işi yokuşa sürüyor, en sonunda da izin veremeyeceğini söylüyor. Tüm bunlar karşısında ekip, tam organize olarak Ocean Eleven tarzı bir operasyona imza atar; hazırlıklar yapar, 47 büyük siyah bavulla Japonya'ya uçar, geceleri gizlice deniz altına kamera ve mikrofonlar yerleştirir, tepelere taş şeklindeki kutulara saklanmış kameralar koyar. Ardından da tüm vahşeti sesle birlikte kameraya alır.
Belgesel, sadece Taiji'de tutsak edilen ve katledilen yunuslarla ilgilenmez, denizdeki memelileri korumak için kurulmuş dünyadaki tek organizasyon olan IWC'nin çarpıklıklarından da bahsetmektedir. Tüm deniz memelilerini korumak için kurulan IWC'nin koruma kapsamına yunuslar girmez. Ve Japonya, bazı ülkeleri yanına alarak alınmış kararları istediği şekle sokmakta, çıkarlarına uygun kararları da aldırmaktadır.
Youtube'da belgesele karşı hazırlanmış iki parçadan oluşan video var: birinci part ve ikinci part. "Are Caucasians in the United States and Europe and America et al. using the dolphin to beat Japan?" argümanı, karşı tarafın olaya yaklaşımındaki sığlığı göstermektedir. Özellikle ikinci videonun sonuna Batı'da diğer hayvanların kesimini koymak, Japonya'daki yunus katliamını meşrulaştırmaz. Hem Japonya'da hem Batı'da hayvanların vahşide katledildiğini görüyoruz.

HBR Temmuz-Ağustos 2013


Teşvikler Çalışanları Nasıl Demotive Eder?

Harvard Business School'dan Ian Larkin ve Olin Business School'dan Lamar Piece ve Timothy Gubler tarafından yapılan yapılan araştırmaya göre ticari kuru temizleme alanında çalışan bir şirket, çalışanların işe gecikmelerini azaltmak için bir program hayata geçirdi ama sonuçta verimlilik yüzde 1,4 düştü ve bu program şirkete haftada yaklaşık bin beş yüz dolar maliyet getirdi. Araştırmacılara göre, zamanında gelenlere hediye çeki sunan bu program, gerçekten içinden gelerek doğru davranış gösteren çalışanların öz motivasyonlarını azalttı ve diğer çalışanları, sistemi kandırma konusunda cesaretlendirdi.

Eğer Birini Motive Etmek İstiyorsan Sus

Brandon Irwin bir laboratuvardaki katılımcılardan iki set plank denilen karın egzersizini yapmalarını istedi. Bir grup, egzersizin iki setini yalnız başına yaptı. Diğeri ilk seti yalnız, ikinciyi ise ekrana yansıtılmış plank uzmanı sanal eşlerle yaptı. Eşlerin yarısı sessizdi, yarısı da "hadi", "yapabilirsin" ve "başarabilirsin" gibi şeyler söyledi. Eşi olan katılımcıların hepsi ikinci set sırasında yalnız olan katılımcılardan daha uzun süre egzersiz yaptı. Ne var ki teşvik edici eşleri olanlar plank hareketini yüzde 22 daha uzun süre yaparken, eşleri sessiz olanlar hareketi yüzde 33 daha uzun süre yaptı.
Irwin: O kişi seni motive etmeye kalkışmadıkça senden daha iyi olan bir eşe sahip olmanın inanılmaz derecede motive edici olduğu ortaya çıktı. Performansta yüzde 33 gelişim büyük bir orandır. Üstün eşlerin neden motive edici olmasının en büyük sebebi insanların tercihen diğerleriyle kıyaslamak istemesi. Ancak herhangi bir şey eşinizin daha iyi olduğu inancınızı sarsarsa, uygun bir karşılaştırmada çok fazla çaba sarf etmenize gerek yokmuş gibi hissedersiniz.
Irwin: Bizim teorimiz katılımcıların cesaretlendirici cümleleri üzerlerine alınmadıkları, eşlerinin kendi kendilerini motive ettiğini düşündükleri yönünde. Bu onların eşlerinin daha az becerikli olduğunu düşünmelerine neden oldu. Antrenörlerin buradan alacağı ders belki de onların doğrudan oyuncularına hitaben, yani isimlerini kullanarak konuşmaları olabilir.
Irwin: Bizim fikrimiz şu: Ortak amaçtan kaynaklanan kendini gerekli hissetme duygusu seni daha çok çalışmaya itiyor. Özellikle takımın zayıf halkası olduğunu biliyorsan bu durum geçerli... Bağ güçleniyor.

Bağlan, Sonra Yönet

Başkalaırnı yargıladığımızda (özellikle liderlerimizi) öncelikle iki karakter özelliğine bakıyoruz: Ne kadar sevilebilir olduklarına ve ne kadar korkulur olduklarına.
Emin olmak adına, insanların pek çok düğer özelliğini de dikkate alırız ancak bunların hiçbiri samimiyet ve güç kadar etkileyici değil. Hatta psikolojiye göre bu iki karakter özelliği, etrafımızdaki insanlar hakkında edindiğimiz pozitif yahut negatif izlenimlerin yüzde 90'ını oluşturuyor.
Başka bir deyişle hiç sevilmeyen bir yöneticinin iyi bir lider olarak algılanması olasılığı 2 binde bir. Yapılan araştırmaların büyüyen çoğunluğu nüfuz ve dolayısıyla liderliğin öncelikle samimiyetle başlaması gerektiğini savunuyor. Samimiyet nüfuzun yolunu açar: Güven ortamı yaratırken fikirlerin iletilmesi ve karşılanmasını sağlar.
Bir başka deneyde, insanlardan benlik saygısını kazandıran bir olay anlatmaları istendi. Çoğu kendi yetkinliğini ve kararlılığını vurgulayacak hikayeler anlattı ("pilot sınavımı ilk denememde geçtim"), ancak başkalarıyla ilgili benzer bir olay anlattıklarında o kişinin samimiyetine ve cömertliğine odaklandılar ("arkadaşım komşusunun çocuğuna özel matematik dersi verdi ve herhangi bir ücret almayı reddetti").
Güvenin olmadığı işyerlerinde genellikle "her çalışan kendi çaresine bakar" kültürü vardır: insanlar çıkarlarını korumak adına uyanık olmaları gerektiğini düşünür.
Yönetimsel ortamlarda güven; bilgi paylaşımını, şeffaflığı, akıcılığı ve işbirliğini artırır. Doğru şeyleri yapacakları ve sözlerini tutacakları konusunda beraber çalıştığınız insanlara güvenebilirseniz planlama, koordinasyon ve uygulama çok daha kolay hale gelir. Güven, aynı zamanda fikirlerin alışverişinde ve kabul görmesinde etkili rol oynar. İnsanların başkalarının mesajlarını duyabilmesini sağlar. Ayrıca bir organizasyon dahilinde üretilen fikirleri nicelik ve nitelik olarak artırır. En önemlisi de güven, insanlara dışarıya olan tavırlarının yanı sıra davranış ve inançlarını değiştirme fırsatı tanır. Nüfuz ve söylemek istediğinizi insanlara tam anlamıyla anlatabilme kabiliyetinin en hassas nokta da budur.
Diğer insanlar üzerinde gücümüz olduğunda, onları birey olarak görme yetimiz körelir. Bu nedenle liderlerin, bilinçli ve sürekli olarak kendilerini yol gösterdikleri insanların yerine koymaya çalışması gerekli.
İnsanların çoğunluğu belirsizlikten nefret eder ama arkalarında duran ve sakin kalabilen net ve cesur bir liderleri olduktan sonra belirsizlikleri çok daha iyi tolere edebilirler.
Kendinize olan güveninizi toparlamak için yapabileceğiniz fiziksel egzersizler bulunuyor. Böylece vücut kimyanız mutlu savaşçılarınki gibi olabilir. Dana Carney, Amy Cuddy ve Andy Yap'in önerisi, hayvanlar aleminde dominantlık ve kuvvetle bağdaştırılmış güçlü pozlar edinmemizi tavsiye ediyor. Bu pozlar açık, geniş ve yer kaplayan pozlardır. Araştırmalar, herhangi bir ortama girmeden yalnızca iki dakika boyunca bu pozda kalarak testosteron seviyelerinizin yükselmesini ve kortizol seviyenizin düşmesini sağlayabileceğinizi söylüyor.
Bu doğru ortamda etkili olabilir, ancak etrafınızdakiler sizin övgülerinizi hak edecek herhangi bir şey yapmadıklarsa sizin ya numara yaptığınızı yahut ayırım yapmadan herkese dalkavukluk ettiğinizi düşünürler.
Ara sıra kişisel bir hikaye de anlatmayı deneyebilirsiniz; özel ama uygunsuz olamayacak bir hikayeyi rahatlatıcı bir tonda anlatarak cana yakın ve açık olduğunuzu gösterebilirsiniz.
İnsanlar, herkesin konuşmaktan kaçındığı o aşikar gerçek hakkında bir şeyler söylediğiniz içim size saygı duyacaktır ve söylemek istediklerinizi daha içten dinleyecektir.
Doğal bir gülümsemede  yalnızca ağız etrafındaki kaslar değil, gözlerin etrafındakiler de hareket eder... Peki doğal bir gülümsemeyi nasıl üreteceğiz? Nerede olursanız olun mutlu hissetmek için bir neden bulun; içinde bulunduğunuz kötü durum kahkaha atmanızı bile gerektirebilir.
Kaçınmanız gereken bir şey de, beş yaşından büyük olan herhangi birine karşlarınız kalkık şekilde gülümsemektir. Bu sizin karşınızdakini memnun etmek ve sevilmek için fazla istekli olduğunuzu gösterir. Bu ifade aynı zamanda endişe duygusunu yansıtır ki endişe de sıcaklık gibi bulaşıcıdır. Bu, samimiyet hanesine yazılacak bir artıdan çok, güç hanesine yazılacak bir eksi olarak size geri dönecektir.
İşine hakim olmak ve kendine güven duymak, kendinizle bağ kurmak anlamına geliyor. Kendimizle bağ kurduğumuzda da başkalarıyla kurmak çok daha kolay olur.
Tam boyunuza ulaşmak, kambur durmak yerine kaslarınızı kullanarak omurunuzdaki S kıvrımını mümkün mertebe düzeltmek demek.
Tikler, kıpırdanmalar veya diğer görsel parazitler karşınızdakilere kendinizi kontrol altına alamadığınız sinyalini verir. Durgunluk sakinlik mesajı verir.
Samimiyet kurduğunuzda gücünüz bir güvence olarak açıklıkla kabul edilir. Liderliğiniz de bir tehdit değil, bir lütuf haline gelir.

Büyük Değişim Aktörlerinin İletişim Ağı Sırları

Organizasyonların gayri resmi iletişim ağlarının merkezinde bulunan değişim aktörleri, resmi hiyerarşideki pozisyonları ne olursa olsun açık bir avantaja sahipti.
Birbiriyle iletişim içinde olmayan grupları ve kişileri ilişkilendirenler büyük reformları uygulama konusunda çok daha etkiliydi. Oysa tanışık çevreleri olan kişiler, küçük değişiklikleri gerçekleştirmede daha başarılı oluyordu.
Değişim konusunda kararsız olan tarafsız kişilere yakın olmanın her zaman faydası dokunuyordu. Ama direnişçilerle yakın ilişkilere sahip olmak iki ucu da keskin bir bıçak gibiydi: Bu bağlar değişim aktörlerinin küçük değişimlere ön ayak olmasını sağlarken büyük değişimlere köstek oluyordu.
Böyle değişimler [ıraksak değişimler], alışılagelmiş değer ve uygulamaları geride bırakmayı mecbur kılar. Iraksak olmayan değişim ise, mevcut kural ve uygulamaları yıkmaktansa, onların üzerine inşa eder.

Uzmanlar Nasıl Nüfuz Kazanır?

Bu şekilde, Saxon'un risk yönetimi grubu kurumun dikkate alması gerkeen birçok iç ve dış sorun belirledi. Saxon'un CRO'su yönetim komitesi toplantılarında ve aylık kurul toplantılarında bir koltuk talep etti ve aldı da... Kendisine önemli kararların da alınacağı görüşmelerde görünülebilirlik ve devamlı risk yönetim bakış açısı beyan etme şansı tanındı.
Saxon'un CRO'sunun üst düzey hükümet forumlarındaki görülebilirliği, bakış açısını ayırt edici ama ulaşılabilir bir dilde sunmasını gerektiriyordu. Bunu yapmak için o ve grubu üç aylık risk raporu gibi araçlar buldu. Rapor kurula sunuldu.
Mesela Saxon'un risk yönetim grubu, senaryo planlayan şablonlarının erken versiyonlarını bölgesel yöneticilere verdi. Sonra yöneticiler bunları üst yönetim kadrolarıyla görüştü. Onlar da geribildirim sağladılar ve son şablonda kendi etkilerini gördüler.
Saxon'un risk yönetimi grubunun yaptığı üç aylık rapor, kompleks risk modellerinden alınan veriyi içeriyor olsa da, CRO ve görevlileri teknik jargon kullanılmamasına titizlik gösterdi. Örneğin, riskler ilk dört ya da beş sayfada herkesin aşina olduğu trafik ışığı sembolleriyle gösteriliyordu. Araçları ve onlardan alınacak verimi düşündükleri için kurul üyeleri ve işletme yöneticileriyle yan yana çalıştılar.

Nüfusun Kullanımı ve İstismarı

Cialdini: "Önemli değil" demeyin. Biri teşekkür ettiğinde ciddi bir ikna gücü elde ederiz. O yüzden "Tabii ki! Her iş arkadaşı birbiri için böyle şeyler yapar" diyerek eyleminizin iş arkadaşlığı açısından önemini vurgulayın.
Cialdini: ...Frank Flynn tarafından yapıldı. Büyük bir telekomünikasyon şirketinde fedakar davranışları inceledi ve insanlar iş arkadaşlarına yardım ettiklerinde iki şeyin gerçekleştiğini gördü. Birincisi, yardımda bulunanlar, iş arkadaşları tarafından çok değerli kabul ediliyordu. İkincisi, kendi projelerinde daha az verimli oluyorlardı... Flynn, fedakar kişinin hem sosyal değerini hem de verimliliğini artıran bir şey buldu. Bu, yapılan iyiliklerin sayısı değil; karşılıklı iyiliklerin sayısıydı. İlk baştaki verici kişi, arkadaşlarının, yardıma gönüllü değil aynı zamanda hevesli insanlar olduğu hissiyatı veren bir karşılıklılık havası yaratıyor. Destek, iki yönlü bir ortaklık gibi şekillendirilerek yatırımın geri dönüş olasılığı artırılabilir.
Cialdini: Daniel Kahnemann belirsizlik hallerinde insanları harekete geçirmeye çalışıyorken kazanç değil, kayıp kavramlarının psikolojik olarak daha güçlü olduğunu ortaya koyduğu çalışmasıyla Nobel Ödülü kazandı.
Cialdini: İnsanların baktıkları diğer yer iş arkadaşları. Bir iki kişi toplantıda gönülsüz davranıyorsa, yöneticinin bu kişilerin üzerine gitmemesi, hizaya sokmaya çalışmaması lazım. Aksine, grubun planı destekleyen saygın bir üyesini belirlemesi ve durumu değerlendirmesini istemesi gerekir. Ne yapmamız gerektiğiyle ilgili kararlar söz konusu olduğunda, iş arkadaşları genellikle yöneticilerden daha ikna edici olurlar.
Cialdini: Biz'in gücü. İnsanlar kendilerini ortak bir kimlik paylaştıkları büyük bir grubun parçası olarak gördüklerinde, normalde kendi menfaatleri için atmayacakları adımları atmaya gönüllü oluyorlar.
Cialdini: Neden bilmem, insanlar yazdıkları şeylerin arkasında duruyor. Tercihlerini daha bilinçli yapmış gibi hissediyorlar.
Cialdini: Ortak nokta bulabilmek önemlidir çünkü bizim gibi insanları severiz. Nüfuzun bir başka ilkesi de budur. Eğer bu benzerlikleri bir çıkış noktası olarak kullanırsanız ve bunu dürüst bir şekilde yaparsanız, sizi sevecekler ve siz de onları sevmeye başlayacaksınız.
Cialdini: Bir bilgi kaynağını ne kadar yerelleştirebilir ve kişiselleştirebilirsek, insanları kendi istediğimiz yönde harekete geçirme ihtimalimizin o kadar artacağı çok açık.
Cialdini: Hipotezimize göre organizasyonlar, firma dışında bir sahtelik kültürüne izin veriyor ya da teşvik ediyorsa; organizasyon dahilinde bu sahtekarlıktan memnun olmayan insanlar işi bırakacak ve bırakana kadar da rahatsız ve stresli olarak hayatlarına devam edeceklerdir. Aksine, sahtekarlıkla bir problemi olmayanlar organizasyonda kalacaktır. Neticede organizasyon, hile yapmaktan çekinmeyen ve organizasyona karşı da hile yapabilecek insanlarla dolu bir yer haline gelecektir.
Cialdini: Yine ilgili bir deneyde, insanlara bir tercih hakkı tanındı ve hile yapan insanlarla çalışabilecekleri söylendi. Bunu kabul eden insanlardan oluşan ekip, kabul etmeyenlerden oluşan ekibe oranla yüzde 50 daha fazla hile yaptı.

Şilili Maden Kurtarma Ekibinden Liderlik Dersleri

Ama mevcut durumlar ve arzu edilen sonuç arasındaki uçurum, psikolojik olarak boğucu olabilir ve insanları hareketsizleştirebilir. Dolayısıyla liderlerin, takipçilerine umut aşılaması hayati önem taşır.
Belirsizlik zamanlarında liderlerin çok yetenekli insanlardan oluşan çeşitli grupları gönüllü olarak alması ama öncesinde hükme bağlanmış düşünceleri ve klişe çözümleri arkalarında bırakmalarını istemesi gerekir. Grup birlikte keşfetmeli, deney yapmalı ve icatta bulunmalı ve derin bilgi ve fikirlerini sadece uygulamamalı, onları bütünleştirmelidir.