Gillo Pontecorvo- La battaglia di Algeri



Belgesel tadında ve yasaklı olma dönemi yaşamış bir film. Bir zamanlar FLN üyesi olan Saadi Yacef'in anılarını anlattığı kitaptan yola çıkarak çekilmiş. 1956'dan başlayıp Cezayirlilerin FLN'sinin mücadeleye başlayışı, yükselişi ve sonrasında sisteminin Fransızlar tarafından çözülüp örgütün tüm elemanlarının ele geçirilmesini elden geldiğince her iki açıdan bakarak ele almaya çalışır. Bu sırada Kasbah'daki Cezayir insanı ile Fransız insanının birbirlerinden tamamen farklı olan yaşamlarını ve aralarındaki negatif elektriği ekrana yansıtır. Özellikle resimdeki amcanın yaşadıklarını yansıtan sahne insanın yüreğine dokunur. Veya seyyar satıcı bir Cezayir çocuktan intikam alma çabaları sahnesi ve Fransız polisinin onlar gibi olursunuz uyarısı. Yahut Fransızlar dört bir tarafını sardığında neredeyse tüm Cezayirlilerin Ali için dua etmesi ve göz yaşlarının dökülmesi.. Ve son olarak aynı amaç uğruna aynı yolda yürüyenlerin aynı son için farklı ton düşünmeleri.

Film, hiçbir gerçek hayat materyali, fikri materyal hariç, kullanılmamasına rağmen tüm sahneler gerçeklik damarına dokunmaktadır. Zaten yaşanan dramların çok yakın zaman sonrasında sahneye yansıtılmak istenmiş ve de yerel halk bu projede gönüllü olarak çalışmış. Senaryo, elden geldiğince objektif olarak yazılmak istenmiş. Bunu daha çok her iki taraf da eylemini yaparken yönetmen kamerasını çocuklara yaklaştırarak başarmak istemiş. Ayrıca şu iki ayrı sahne de iki tarafın fikri argümanlarını göstermektedir:

##SAHNE_1
Gazeteci : bay ben m'hidi masum kurbanlara saldırmak için bombaları taşımakta kadınların sepetini kullanmak alçakça değil mi?
Ben M'hidi : korumasız köylere napalm bombaları atarak binlerce kişi öldürmek, daha alçakça değil mi? uçaklarımız olsaydı bizim için daha kolay olurdu. bize bombardıman uçaklarını verin ve o zaman sepetler sizin olsun.

##SAHNE_2
Gazeteci : albay mathieu sömürge bakanı'nın sözcüsü, M. Gorlin'in dediğine göre ben m'hidi hücresinde kendisini asmış, gömleğini yırtıp|bir ip haline getirerek ve penceredeki demir çubuklara bağlayarak. daha önceki bir açıklamada ayni sözcü demişti ki tutuklu ilk fırsatta kaçacağını açıkladığı için el ve ayaklarının sürekli bağlı tutulması gerekli görülmüştür. sizin görüşünüze göre, albay bu durumdaki bir insan gömleğini yırtıp, bir ip yapabilir ve kendisini onunla asabilir mi?
Albay Mathieu : bunu sözcüye sorun. açıklamaları ben yapmadım.ben kendi şahsıma, ben m'hidi'nin moral gücünü cesaretini ve ideallerine bağlılığını takdir ediyorum. ve bu yüzden, ve temsil ettiği büyük tehlikeye rağmen anısına saygı gösteriyorum.
Gazeteci : albay mathieu bu çok konuşuldu, sadece paraşütçülerin başarıları değil ama kullandıkları söylenen yöntemler de. bu konuda bir şey söyleyebilir misiniz?
Albay Mathieu : başarılı sonuçlar bu yöntemlerden gelir. biri mantıken diğerini gerektirir.
Gazeteci : hissediyorum ki meslekdaşlarım aşırı dikkat göstererek dolaylı sorular sorup duruyorlar siz de onları ancak dolaylı yanıtlayabiliyorsunuz. bence adını koymak daha doğru. eğer işkence ise, öyle diyelim.
Albay Mathieu : anlıyorum. ve siz? sizin sorunuz yok mu?
Gazeteci : sorular soruldu. yanıtları istiyoruz.
Albay Mathieu : Daha kesin olalım. 'işkence' emirlerimizde yoktur. biz sorguyu gizli bir örgüte karşı geçerli tek polis yöntemi olarak kullanıyoruz. eğer yakalanırlarsa fln, üyelerinden sadece 24 saat susmalarını istiyor. sonra konuşabilirler. bu arada fln, verilecek her bilgiyi yararsız yapabiliyor. ya biz? şüphelileri nasıl sorgulayalım? mahkemeler gibi, birkaç ay sonra mı? 
Gazeteci : bu yasalara uygun olmayabilir.
Albay Mathieu : kamusal alanları bombalamak yasal mıdır? ona sorduğunuzda ben m'hidi'nin ne dediğini hatırlayın. bana inanın, beyler, bu pis bir döngü. saatlerce boşuna konuşabiliriz çünkü sorun bu değil. sorun şu fln bizi cezayir'den atmak istiyor ve biz kalmak istiyoruz. farklı görüşler olabilir ama sanırım hepiniz kalmamız gerektiğini kabul edersiniz. ayaklanma başladığında görüş farklılıkları yoktu. tüm gazeteler, solcu olanlar bile, onun bastırılmasını istedi. o yüzden buraya yollandık. biz ne deli ne de sadistiz. bize "faşist" diyenler çoğumuzun direniş'te ne yaptığını unutuyorlar. bize "nazi" diyorlar ama bazılarımız dachau ve buchenwald'tan sağ kalanlar. biz askeriz. görevimiz kazanmaktır. o nedenle, açığa kavuşturmak için ben size bir soru soracağım. fransa cezayir'de kalmalı mı? eğer yanıt hala "evet" ise bunun gereklerini kabul etmelisiniz.

Devrimle alakalı özet:
Ben M'hidi : grev hakkındaki düşüncen ne?
Ali La Pointe : başarılı olacak.
Ben M'hidi : ben de öyle düşünüyorum. iyi organize edildi.
Ali La Pointe : ama fransızlar?
Ben M'hidi : açık ki, kırmak için herşeyi yapacaklar.
Ali La Pointe : bundan fazlasını yapacaklar.
Ben M'hidi : onlara bu fırsatı verdik. kastettiğimi anlıyor musun? artık el yordamıyla hareket etmeyecekler. her grevci tanınabilir bir düşman bir itiraf etmiş suçlu olacak. ve onlar saldırıya geçecekler. bunu düşünmüş müydün?
Ali La Pointe : hayır.
Ben M'hidi : cafer senin grevi onaylamadığını söylüyor.
Ali La Pointe : hayır, adamlarım da öyle.
Ben M'hidi : neden?
Ali La Pointe : çünkü silah kullanmamalıyız diyorlar.
Ben M'hidi : öfke ile savaşları kazanamazsın. ne savaşları ne de devrimleri. başlarda terörizm işe yarar. ama sonra, halkın kendisi harekete geçmelidir. grevin arkasında neden bu. tüm cezayir'lileri harekete geçirmek, onları saymak. gücümüzü saptamak.
Ali La Pointe : bm'ye mi göstermek?
Ben M'hidi : evet, bm'ye de. çok yararlı olmayabilir ama en azından bm gücümüzü görebilecek. yani, ali bir devrimi başlatmak zordur. sürdürmek daha da zordur.ve en zoru kazanmaktır onu. ancak sadece ondan sonra, kazandığımızda gerçek güçlükler başlar. kısaca, hala yapacak çok şey var.

Açıkcası günlük hayatta artık sıradan şekilde kullandığımız terimler üzerine biraz daha düşünmemiz gerekiyor.. neyin niye olduğunu empati kurup düşünerek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dostoyevski -İnsancıklar

Rainer Maria Rilke - Dua Saatleri Kitabı/Duino Ağıtları/Bütün Şiirlerinden Seçmeler/Malte Laurids Brigge'nin Notları + Cahit Zarifoğlu - Rilke'nin Romanında Motifler

Ahmet Erhan - Alacakaranlıktaki Ülke/Ölüm Nedeni Bilinmiyor/Ne Balık Ne De Kuş